İNKARIN KÂLBİNDE SUSTURULAN BİR İNANÇ VAR

715 views
views

Bazen bir dizeyi merak etmeden gözlerimle geçivermeyi, seni bana vereni, seni benden alanı, hatta tutup da seni başkasına vereni, kalbimi alıp boşlukların büyük değirmenlerinde öğüten bu kaderi… yine de sevmem lazım. Çünkü bitince başlayabilir bazı şeyler. Bir takım meseleleleri kapatıp kalkınca masadan, oradan kalkınca çözülür belki kapandı zannedilen meseleler.

Bunu, bunca ihtimalin mecburiyetini, dualardan adını silmeyi, kendime geçmişin kanından arınmış yarınlar seçmeyi, buna mecbur olmanın küflü üzüntüsünü, bir sevmenin günahkar şiirlerinin tövbesini, kabullenmem lazım. Sineye çekince bir nebze daha meşrudur işkenceler. Bir takım işkenceler  sükutun altından diliyle yapılır, bir aşığın sesten ve gümüşten yapılmış bedenine. Ve aşık kabullenir bir gün susmayı.

Asiler isyan etmemeleri gerektiğini öğrenirler, isyanın rahminden doğarken çığlıkları.
Beyaz, beyaz olmadan önce siyahtır belki sadece. Ve ağarırken acı çeker belki kara gece.
Susarken şiirlerinin ünlemleri kanar bir aşığın.
Soru işaretine döner bazı virgüller; devamı sen miydin benim yarım cümlelerimin?

Sevemedikçe cahil kalır insan.
Sevemeyeceksem niye bir lügat hükmündeydin? Yok muydu bundan haberin?
Güldürme beni sevgilim.
Ama sen gül hâline. Ben ege denizinde bir adanın sakiniyim, ve senin kelimelerin İbraniceden İbraniceye çevriliyor.
Senin varlığın sana sadece. Sesin yok ve seslenecek kimsen.
Susamıyorsa ehemmiyeti vardır bir insanın.
Bilerek ve bilip isteyerek susuyorsak sevemedik demektir.
Aşk, sürekli bir itiraz taşır her türlü boşluğa. Boşlukta kalıp hissetmediysek parçalanan zamanı, yaşanacak bir yarın vaad edilebilir mi bir umut tarafından? Hayır.

Bazen yenik düşmek lazım gelir. Kazanılmayacak bir savaş için silah kuşanmamak lazım gelir.
Bir nevi kazanmaktır bu, acısızlığı ve sorumsuzluğu.
Fakat vurmamak lazım gelir kendi silahınla kendini. Lakin, diriliyorum bir toprağın nemli avuçlarında, ve kaburgama saplanan bıçağın üzerinde kendi elim var.
Bazen – ve her zaman üstelik- susmamak gerekir.
Bunca söyledim susmayı ve söylerken sustum hep.
Değil bana göre aşk.
Bana değil. Varlığı. Ki var mı?
İnancımın kırılganlığı değildi senin taş zeminlerine göre. Her susuşunda yere vuruldu sırça sırtım. Dinmedi ağrılarım. Umutlarımın ve  tüm hüzünlerimin perişanlığı anlaşılacak gibi değildi durmadan gözlerime bakmayan gözlerin tarafından. Durup da bakmak bir görelik bulmadı senin hızlıca dönüp parçalanan dünyanda.
Değil bana göre aşk, sen. Bana değilsiniz. Varlığınız. Ki var mısınız.?
Bu inkâra inanmak zor benim için.
Ama bazen bir inkâra mecbur kalırsın. İnkâr ettiklerin kalbinin orta yerinde koca bir ispat haddinde dursalar da.
Bir inkâra mecbur kalmak aslında inanmaktır yalanladığın o gerçeğe. Biliyorum, bilmiyorsun. Çünkü inkâra gerek duymadan, zaten hiç inanmış olmadan, yok saymış olabilirsin.
Ziyanı yok.
Hem… daha ne kadar olsun?