EN KÖTÜ İNSANIN BİLE İÇİNDE İYİ BİR YERLER MUTLAKA VARDIR

631 views
views

Sabah 8.30’da kalkması gereken uçak yaklaşık üç saat rötar yapıyor ve ben Pembe Köşk’teki randevuma dakika farkıyla yetişiyorum. Her işte bir hayır vardır derler ya! İyi ki Ankara’ya daha önce inmedim. Nasıl bir titreme, nasıl bir heyecan.. Midem ağzıma gelesiye en son üniversite sınavında heyecanlanmıştım. Sağolsun Özden Hanım yeniden hatırlattı. Cumhuriyete, bu ülkenin kurucu değerlerine ve Cumhuriyetin temel taşlarına atfettiğim değerin çok yüksek olmasına binayen bir heyecandı bu. Ve Pembe Köşk’e girmemle adeta dünyadan kopuşum ve peri masalım başladı.

27 Aralık 2017’de yani Atatürk’ün Ankara’ya girişinin ölüm yıl dönümünde tanıştık Özden Hanım’la. Enerjisi, duruşu, asaleti bambaşka. Çok istemiştim Onunla uzun uzun konuşmayı. Sağolsun beni kırmadı. Üç saatten uzun bir süre her soruma fazla fazla yanıt verdi.

İsmet İnönü ve ailesinin 48 yılını geçirdiği 1923’den ölümü 1973’e kadar yaşadığı Pembe Köşk Ankara başkent olduktan sonra sosyal ve kültürel hayatımızdaki ilk’lerin birçoğuna tanıklık etti. Atatürk’ün başkanlığını yaptığı toplantılar, devrim çalışmaları burada oldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk balosu, konseri, sergisi, satranç, ata binme yarışmaları ilk burada yapıldı. Pembe Köşk o günkü haliyle hiçbir eşyasına dokunulmadan bugün müze olarak kullanılıyor. Bu güzel köşkü Özden Hanım’ın özel kalemi Gönül Hanım’la gezdikten sonra Özden Hanım’la sohbetimize başlıyoruz.

Benim için en önemli konudan başlayalım. Bir erkeği gerçek anlamda bir centilmen yapan zihniyetidir, kadına bakış açısı. Peki babanız İsmet İnönü’nün kadına bakış açısı nasıldı?

Babam evlenmeden önce henüz öğrenciyken Avrupa’ya gidiyor. Bu yolculuk sırasında batılı kadınların toplum içinde yer aldıklarını görmesi babamda bir farkındalığa sebep oluyor ve kendi memleketindeki kadınların sosyal ve kültürel konumları onu kara kara düşünmeye itiyor. Kadın hakları kavramı ile tanışması ise Münih’te oluyor. Bavyera’da kadınların her kesimde görev aldıklarını gıpta ile izliyor. Özellikle Münih’li hanımların yağmurlu günlerde otobüs beklerken sıra bozmak isteyen erkeklere nasıl çıkışıp kapalı duraklardan dışarı doğru ittiklerini eğlenerek görünce içinden “Darısı bizim başımıza.” diyerek kendi kendine gülüyor. Hatta bu yüzden yüzünü hiç bilmediği bir kadınla evlenme düşüncesi babamı son derece rahatsız ediyor. Bir de Cumhuriyetin dördüncü yılını kutlarken verilen baloda Fransız Dışişleri Bakanı’nın kızı göğüs ve omuz dekolteli bir kıyafetle geliyor baloya. Mevhibe hanım hayran kalmış ve eşine de gösteriyor bu güzel kadını. Babamın tepkisi aynen şöyle “Mevhibe gördüğün gibi kıyafetin açık ya da kapalı olması değil bir insanı asil kılan, açık giydiğin bir kıyafette bile ruhun zarifse zarif görünebiliyorsun.”

Peki anneniz ile tanışmaları ve aşık olmaları nasıl olmuş? Malum o dönemde evlenmeden önce çiftlerin birbirinin yüzünü görmesi imkansız gibi bir şey? Sizinkilerin büyük bir aşk yaşadıklarını da herkes biliyor. Nasıl bir çare bulmuşlar bu duruma?

Babaannem Cevriye hanım son derece katı ve dindar bir Osmanlı kadını. Bir sürü kız gösteriyor uzaktan oğluna ama oğlu hiçbirini beğenmiyor. Daha sonra mahalleye bir anne kız taşınıyor dedeleriyle birlikte. Babasını çoktan kaybetmiş bu zayıf, içe kapanık kız.. Cevriye hanım bu kızı görür görmez babama düşünüyor ama malum babam inat etmiş görmeden evlenmem diye. Cevriye hanım ne yapıp edip kızı uzaktan gösteriyor. İlk görüşte aşk orada başlıyor. Nikahları hemen kıyılıyor hatta babam düğüne kadar zor sabrediyor Mevhibe’sine kavuşmak için. Bu arada annem anneannemin herşeyi. Kocasını ve büyük oğlunu vermeden kaybetmiş ve hayattaki tek varlığı olan annemin üstüne titriyor. Annem yüksek değerlilik duygusuyla büyütülmüş anneannem tarafından. Kocası da aynı kıymeti bilmiş. Bu yüzden mi bilmiyorum ama annem hiç kimseye karşı önyargılı biri değidi. Kimse ile ilgili ağzından en ufak bir kötü söz ettiğini duymadım. Hatta bizim kötü diye nitelendirdiğimiz insanlar için bile “Onların da mutlaka iyi bir yönleri vardır. Kimseyi eleştirmemek lazım” derdi. (Bu sözden sonra Mevhibe Hanım’a olan hayranlığımdan ağzım birkaç saniye açık kaldıktan sonra sohbete devam ediyoruz.)

Peki evlilikleri boyunca babanızın annenize verdiği değer ve evdeki eşitlikleri devam etti mi?

Ölünceye kadar… Ben hayatımda babam ve abilerim kadar (Erdal – Ömer İnönü) kendi eşlerine ve tüm kadınlara saygılı olan bir başka erkek daha tanımadım. Babam annemin her anlamda kendini geliştirmesi için elinden gelen her türlü olanağı anneme sundu. Araba kullanmaktan, ata binmeye, piyano çalmaya kadar her konuda anneme tam destek oldu. Bizimle de o kadar iş yoğunluğuna rağmen hergün mutlaka ilgilenirdi. Akşam yemek sofrasında hep birlikte sohbet ederdik, geceleri bizi çoğu zaman yatağımıza yatırırdı. Çok nazik bir eş ve ilgili bir babaydı. Hatta bizi haftasonları etkinliklerimize uygun olduğu müddetçe kendisi götürürdü. Bir keresinde attan düşmüştüm. Yanıma geldi ve dedi ki “Kızım attan inmeden ata binmeyi öğrenemezsin.” Orada inmeyi düşme anlamında kullanmıştı. Ama “düşme” benim özgüvenimi zedeler diye “inme” kelimesini kullanmayı tercih etti.(Nezakete, zerafete bakar mısınız..) Çocuklarına ve eşine kendini değersiz ve yetersiz hissettirecek en ufacık bir söz veya davranışta bulunmamıştır babam.

Siz bu cana yakın ama bir o kadar nazik duruşunuzu O’na mı borçlusunuz?

O senin güzel bakan gözlerin..

Önümüzdeki yazı Kurtuluş Savaşı, Lozan’lı yıllar ve İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı oluşu..