KENT-YAŞAM-SANAT

Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk

ucurum-insanlari-kitabi-jack-london-743054-Front-1

Jack London, 1876 yılında San Fransisco’da dünyaya gelmiş 40 yıl sonra yine San Fransisco’da hayata gözlerini yummuştur.

Edebiyat dünyasının önemli isimlerinden olan ABD’li yazar hayatının çoğunu oldukça zor şartlarda yaşamıştır. Fakir tabakadan gelişi, aile desteğinden mahrum olarak atıldığı hayat mücadelesinde sık sık karşılaştığı açlık, parasızlık ve sefalet, hikayelerine aktardığı başlıca temalar olmuştur. Eserlerinde yaşam kavgasını romantik bir bakışla anlatan London çoğu eserinde sert bir kapitalizm eleştirisi yapmıştır. Eserlerinin en belirgin motifi, vahşice bir hırs ve yükselme mücadelesidir.

Darwin, Spencer ve F.Nietzsche’den etkilenen London, eserleri yabancı dillere en çok çevrilmiş ABD’li yazarlardandır. Uçurum İnsanları’da London’ın en önemli eserlerinden biri olan ve naturalist olma özelliği taşıyan bir romandır. Roman, kapitalizme karşı bir tutumla anlatılır. İngiltere’nin o dönemki hayatını konu alan eser bir çeşit belgesel romandır.

Üzerinde güneş batmayan imparatorluk olan Londra, Doğu ve Batı Yakası olmak üzere ikiye ayrılır. Batı Yakası, kapitalizmin nimetlerinden nasibini almış, varlıklı sınıfın sosyo-kültürel coğrafyasını temsil ederken Doğu Yakası, kaybetmişlerin cehennem çukurunu oluşturmaktadır. 1902 yılında Jack London ani bir kararla bu cehennem çukuruna gitmeye karar verir ve kendini halka Amerikalı bir denizci olarak tanıtır. Orada sıradan bir fakir insan kılığında yaşamını sürdürürken İngiltere’nin seçkinlerinin ve zenginlerinin lüks yaşamına karşın uçurum insanlarının yoksulluk ve sefalet içindeki hayatlarını gözlemleyerek anlatmaya başlar.

Roman ezilen kesimin mücadelelerini, haklarının nasıl yenildiğini, günde iki-üç işte çalışırken dahi yaşadıkları geçim sıkıntılarını, çocukların kendi kaderlerine nasıl terk edildiklerini en acı ve gerçekci şekilde gözler önüne sermektedir. Bu berbat çevrede yaşayan insanların bulaşıcı hastalıklara ve vereme yakalanmaları, evsiz barksızların sokak köşelerini paylaşma mücadeleri de romanın diğer gerçekliklerindendir.

 

“ Karnını doyurmak için kaldırımda bulduğu meyve çöplerini yiyen aç insanlar, hastalıkların ve pisliğin kol gezdiği sokaklarda uyuyan evsizler, başıboş bırakılmış bitkin ve sahipsiz çocuklar, hepsi dehşet verici bir çukurun içine düşmüş gibidir.”

 

Doğu Yakası, yutulanı yakalayan ama geri kusmayan bir kursak, bir işkembe gibidir. İstismar edilmiş, sömürülmüş, yoksullaştırılmış insanlar burada sefaletlerini katlamaktan başka bir şey yapmazlar; umutsuzluk, hayal kırıklığı ve maddi manevi pislik içinde debelenip dururlar.

Yoksul kesimin bir lokma ekmek için ellerinden gelenin fazlasını yaptığı, zengin kesimin ise bir lokma ekmek için ellerinden gelen zalimliğin fazlasını yaptığı bir hikaye… Günümüz toplumunu göz önüne aldığımızda bizlere çok da yabancı gelmeyen bir manzara olsa gerek.

 

“  –  Niçin kadından yemek istemedin? Sana bir şeyler verirdi mutlaka.

–  İsteseydim dilendiğim için hapse atarlardı beni ” dedi çocuk.

 

Bir lokma ekmek istediği için küçük bir çocuğun hapse atılması kulağa ne kadar mantıklı geliyor? Hiç. Ama şuan da buna benzer örneklerle karşı karşıya değil miyiz aslında. Daha birkaç gün önce çöp toplayarak geçimini sağlamaya, bir lokma ekmek bulmaya çalışan bir insanın çöp torbasını elinden aldılar. Bizlere hiçbir zararı olmayan bu insanların hayat şartlarını görmeye tahammül edebiliyorken nasıl oluyor da çalışmalarını görmeye tahammül edemiyoruz. Yardım çoğumuzun aklına bile gelmiyorken elinden ekmek teknesini almak niye? Sanırım London’ın sözü bu soruya en güzel cevap: “ Bir sınıfın üstünlüğü için başka bir sınıfın alçalmışlığı şarttır. Modern toplumun yerleşik düzeni böyle olacaksa, medeniyetin insanlığın büyük çoğunluğuna lanet getireceğini söylemeliyiz. ”

 

“ En çarpıcı şey, insanların tümünün sergilediği merhametsizlikti. Halka açık bir yerde yatan zavallı, sefil insanlar kolayca taciz edilebilirler ve zararsızdırlar. Ben bankta otururken oradan elli bin insan geçmiş olmalı. Bir tanesi bile, kadına kalbi sızlayıpta şöyle demedi: ‘ al sana üç kuruş para, git yatacak bir yer bul. ’ İngiliz ağzıyla zalimce, Amerikalılara göre haince bir durum. ”

 

Yaşanmışlıklara ve yaşanacaklara dair gerçekleri görmemizi sağlayan bir roman. Şimdi de olduğu gibi merhamet duygusundan nasibini almamış binlerce insan. Hayattaki tek memnuniyet duygusu tok bir karın, içi dolu bir cüzdan olan insanlar. Hayat bizim gördüklerimizden fazlasıdır aslında. Okumak, görmeyi bilmek gerek.

 

“ Bu dünyada başka birini doyuran kişi onun efendisidir. ” diyor London. Öyle midir sahi?

About the Author

Sümeyra Esma Çalışkan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir