KENT-YAŞAM-SANAT

Tarihsel Süreç İçerisinde Kütüphaneler

Private-library

Bilginin depolandığı ve toplumun hizmetine sunulduğu en yüce hazinedir kütüphaneler. Kimi zaman yakılmış, kimi zaman da kapatılmıştır bazı unsurlar tarafından. Ama her ne olursa olsun kütüphaneler, ayakta kalmaya (istisnalar dışında )ve toplumları yücelten gizli hazine olarak varlıklarını sürdürmeye devam edeceklerdir. Hazineyi keşfeden toplum, keşiflerin öncüsü olacaktır.

Tarihsel sürece baktığımızda, yakılan/ yok edilen kütüphaneler; kültür, bilim, felsefe, tarih, fizik, kimya, astronomi, tıp ağırlıklı eserlerle doluydu. Ve asıl üzücü tarafı ise bir çoğu tek nüshaydı. Bu eserlerin bir daha okunamayacak olması uygarlık açısından büyük bir eksiklik teşkil etmektedir.

Moğol Hakanı Hülagü, Bağdat’ı ele geçirdiğinde Bağdat Kütüphanesi’ndeki tüm eserleri Dicle Nehri’ne atarak yok etmiştir. Hepsi el yazması olan kitapların mürekkeplerinin, Dicle’nin sularının haftalarca bulanık olmasına yol açtığı bilinmektedir. Yine aynı şekilde dönemin en büyük kültür ve bilim merkezi olan Buhara Kütüphanesi’nde de tüm eserler yanarak yok olmuştur. Yok edilen kütüphaneler içerisinde daha üzücü olanı ise İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılmasıdır. 900 bin cilt el yazmasının olduğu söylenmektedir İskenderiye’de. Kitapların yakılması ise hamamlarda yapılmıştır. Rivayete göre İskenderiye’deki hamamlar, 6 ay boyunca kitaplarla ısınmıştır. M.Ö 330’lu yıllarda yakılan İran Kütüphanesi’nde, Zerdüştlüğün 12 bin manda derisine yazılmış olan kutsal kitabı da bulunmaktaydı. Yakılan bu kütüphaneler dışında; İstanbul Kütüphanesi, Endülüs Emevi Kütüphanesi, Maya ve İnka el yazmaları, Nazilerin yaktığı Berlin Kütüphanesi ( 2. Dünya Savaşında Rusların eline geçmemesi amacıyla Hitler tarafından yakılmıştır. Bir Rus askeri harabelerden çıkardığı kitap üzerinde çalışıp Maya yazılarının çözülmesini sağlamıştır. Berlin Kütüphanesinin önemini ve içerdiği eserleri bu örnekten de anlayabiliriz.) tarihte yakılan/yok edilen kütüphanelere örnek gösterilebilir.

Tüm bu kütüphaneler tarihe ışık tutabilecek; bilimin, kültürün, bilginin, sanatın bilinmeyen yönlerini ortaya koyabilecek eserler barındırmaktaydı. Ancak insanoğlu, davranışlarıyla/kararlarıyla tüm bu eserleri yok etmekle; geçmişi silmiş, bilginin toplum içerisinde yayılmasını engelleyerek insanları okuma, araştırma, öğrenme heveslerinden yoksun bırakmıştır.

Kütüphaneler, bilimin başladığı yerlerdir. Çünkü kütüphanedeki eserler, insanların bakış açılarını değiştirmekte ve aynı zamanda analitik düşünmeyi öğreterek insanlara çok büyük katkı sağlamaktadır. Bu sebepledir ki bilimin öncülüğünü yapan ülkelerde kütüphaneler dolu ve etkin kullanılmakta; gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde ise kütüphaneler, ödev yapmak amacıyla ender olarak kullanılmaktadır. Karakterin şekillenmesinde, iyiliğin, dürüstlüğün ve adalet duygusunun içselleştirilmesinde kitapların dolayısıyla da kütüphanelerin katkısı büyüktür.

Eğer yeni bir toplum inşa etmek istiyorsak ve refah seviyesi yüksek bir toplum içerisinde yaşamak istiyorsak bunu; daha çok okuyarak, öğrenerek, öğreterek ve öğrendiklerimizi içselleştirerek başarabiliriz. Kenya’da, Nijerya’da, Somali’de, Suriye’de, Tunus’ta, Irak’ta, Fas’ta, Bangladeş’te halkın yüzde kaçının kendisine ait küçük de olsa bir kütüphanesi vardır ya da halkın yüzde kaçı kamuya açık kütüphanelerden yararlanmaktadır? Tam tersini de düşünebiliriz; Japonya’da, Güney Kore’de, İsveç’te, Kanada’da, İngiltere’de, Almanya’da, Fransa’da, ABD’de halkın yüzde kaçının kütüphanesi vardır ya da kamuya açık kütüphanelerden halkın yüzde kaçı yararlanmaktadır? İstatistiki verilere bakmamıza gerek kalmadan hangi grubun kütüphanelerden ya da kitaplardan daha fazla yararlandığını görebiliriz. En çok ölümler, en az okuyan coğrafyalarda olur…

Özetle, refah toplumunun inşası kütüphanede başlar. Eğer kütüphaneler doluysa ve yeni kütüphaneler açılıyor, nitelikli yeni kitaplar sürekli olarak ekleniyorsa refah toplumunun inşası hızlanacaktır. Ancak kütüphaneler boş veya seyrek ise kütüphaneler kapatılıyor ise refah toplumun inşası, yerini toplumsal çöküşe bırakacaktır.

Topluma karşı sorumluluğumuzun olduğunu göz önüne alarak soracağımız soru şu: Toplumu çöküşe mi yoksa refaha mı götürüyoruz ?

About the Author

Mehmet Fatih Yalçın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir