Sen Yağmur Ol Ben Bulut, Maçka’da Buluşalım

1.340 views
views

SEN YAĞMUR OL BEN BULUT, MAÇKA’DA BULUŞALIM
Değerli arkadaşlar! Lütfen bu yazıyı Kazım Koyuncu (1971 Hopa,2005 İstanbul) isimli Karadeniz’in buğulu sanatçısının Divane Aşık Gibi şarkısını dinleyerek veya mırıldanarak yada hissederek okur musunuz?
Bir çok yeniçeri (devşirilmiş İtalyan, İspanyol, Sırp, Rum ve bir çok Avrupalı) Anadolu, Rumeli, Makedonya, Mezopotamya, Orta Doğu’da yaşadı. Yeniçeri ocakları kapatılınca buralarda yerleştiler. Araplarla, Ruslarla, Çinlilerle iç içe yaşadık. Soy ağacı, genetik şifreler, kökler, etnik geçmiş, ırk gibi kavramlar üzerinden bilim, siyaset, mutluluk, dostluk, tarih, ekonomi gerçeklerine ulaşılamaz. Şu anki durum nedir? Türk Milletinin fertleriyiz. Her dünyalı, vatandaşı olduğu devlet, hangi milleti temsil ediyorsa, işte o milletin, o halkın bir parçasıdır. O ülkede hak sahibi bir insandır. Orta Doğu’daki Arapların, Afrikalı siyah insanların ve Türklerin ortak özelliği bu milletler veya bu halklar tek devlet değildirler. Bir çok devletten oluşmuşlardır .Kapitalist, komünist sistemler bu milletlerin bir araya gelmesini ve tek vücut bir devlet kurmasını menfaatleri gereği engellemişlerdir. Orta Asya’daki, Kafkasya’daki, Balkanlardaki, Rumeli’deki, Kıbrıs’taki devlet veya özerk olarak yaşamlarını sürdüren Türkler de Türk milletinin fertleridir. Dil birliği, kültür birliği, mutfak alışkanlıkları, yaşam ve giyim tarzları farklı olabilir. Yazı alfabeleri farklı olabilir. At eti yemeklerinde olabilir. Hatta hala şaman dinine inananlar da olabilir. Ama onlar Ötüken’de buluşup sonra dünyanın dört bir tarafına dağılan Türklerin torunlarından başka kimseler değildir. Fransızlar, Almanlar, İtalyanlar, İspanyollar, Sırplar ve daha birkaç millet tek devlet olarak kalmayı başarmış olsalar da onların; Alman, Fransız, İtalyan, İspanyol, Sırp olmakla ve kalmakla böbürlenmeleri çok anlamsız olur? Çünkü Alman, Fransız, İngiliz, İtalyan, İspanyol, Sırp nedir? Nicedir? Kimdir? diye bir soru sorduğun zaman ve bu sorunun cevabını aradığın zaman, bu cevabı bulmak için yürüdüğün veya koştuğun yollarda kaybolursun ve seni şaşkınlıklara sürükleyecek hakikatlerle karşılaşırsın. Eğer zaman tünelinden geriye doğru nesilden nesle gitme pasaportumuz ve imkanımız olsaydı; her yolcu; Angıl, Sakson, Vizigot, Vandal, Viking, Moğol, Pers, Romalı, Türk, Arap, Yunan, Rus, Hint ve daha bir çok soydan geldiğini anlardı. Bunun böyle olduğuna inanıyorum. Ama bunun böyle olduğuna inanmak, benim vatan, millet, devlet, bayrak kavramlarına bağlılığımı daha da kuvvetlendiriyor. Bin yıllık kardeşlik, iki bin yıllık kardeşlik, dört bin yıllık tarih, on bin yıllık insanlık gibi içi boş laflara sığınmaya da gerek yok. Ortada bir devlet yoksa, kanun ,yasalar hiç yoktur ve o zaman her birey kendi hakkını, kendi adaletini kendisi arar, Bu kaos demektir. Etnik, din, mezhep konumu her ne olursa olsun, kaos isteyen devlet, millet kavramlarına söver ve bu değerleri yıkmaya çalışır. Düzen, mutluluk, adalet isteyen de bu değerlere sadıktır ve bu değerleri korur. Şimdi burada şu soru aklımıza geliyor. ’’Ya devletin başında, milleti idare eden kişiler kaos peşindeyse?’’ Evet! Krallık, diktatörlük gibi düzenlerde bu söz konusudur ama demokrasilerde, özgür cumhuriyetlerde bu söz konusu olmaz. Çünkü demokrasi, özgür cumhuriyet varsa, kuvvetler ayrılığı vardır, kurumlar birbirini denetler, yetkiler bir kişinin veya bir grubun cebinde değildir. Zaman tüneline veya tarih trenine binip ileriye doğru, bin, iki bin, beş bin yıl sonraya kendimizi ışınlayabilseydik; belki orada artık Türk, Rus, İngiliz, Alman, Yahudi, müslüman, cinsiyet ayrımlarının konuşulmadığını ve orada artık dünyalıların diğer abc, wwwy, zzo gezegenlerindeki canlı varlıklara karşı savaş verebildiğini görürdük veya belki de o zaman dünyanın kül olduğunu ve kendini kurtarmasını bilen zengin ve zeki veya güçlü, nüfuzlu kişilerin kendilerini Mars, Neptün, Venüs yada başka gezegenlere uzay araçları ile taşıdığını ve oralarda şehirler, devletler inşa ettiğini görürdük. İster geriye gidin, ister ileriye ,nereye giderseniz gidin dostluk, düşmanlık, sevgi, nefret duyguları insanların mayasında hep vardı, hep olacaktır. Stratejik ortaklık, menfaat, diplomasi, psikolojik harp, propaganda, kampanya, demokrasi, özgürlük, insan hakları ,mutluluk, siyaset gibi kavramların artık içi boşaltılmıştır ve bundan sonra bu kavramların içini doldurmak asla mümkün olmayacaktır. İmkansız ama güzel, doğru hayallerin peşinde koşan insanlara daima saygı duyarım. İmkansız ve güzel hayallerini gerçekleştiren insanların karşısında hürmet ve hayranlıkla dururum. Mustafa Kemal Atatürk’e hayranlığım bu yüzdendir ve savaşın, mücadelenin kitaplarını yazan, yazdıran o deha yeri gelmiş ‘’Ya Ölüm Ya İstiklal’’ demiştir, yeri geldiğinde ‘’Harp nefsi müdafaa için zaruri değilse, bir cinayettir’’ demiştir, bazen de ‘’Yurtta sulh, cihanda sulh’’ demiştir. Atatürk’ten önce bu güçlü ruha, bu sarsılmaz kişiliğe sahip insanlar var mıydı? Belki vardı ama bu ölçüde ,bu seviyede olduğunu sanmıyorum. Atatürk’ten sonra da olmadı ve olacağını da hiç sanmam.’’ Ne Mutlu Türküm diyene!’’ sözü Atatürk’ü bilen, tanıyan ,anlayan kişiler için çok derin anlam kazanır. Bu sözü iyi analiz ederseniz Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleri haykırdığı anlaşılır.
-Bu topraklarda Türkler çoğunluktadır. Türk diyelim hepimize! Herkesin aslına , köküne saygı duyalım ama herkesi Türk kabul edelim, herkesin Türk olduğuna inanalım, Türk demek eşit vatandaş demek olsun, Türk demek bu vatanın, bu devletin sahibi demek olsun, ama özel hayatında Rum, Ermeni, Yahudi olduğunu bildiklerimiz veya böyle söyleyen varsa onları da Türk kardeşlerimizden daha fazla kucaklayalım
Bu söz belki beş bin yıl sonra ‘’ Ne Mutlu dünyalıyım diyene, ne mutlu insanım diyene’’ şeklinde evrimleşecektir. Eğer Atatürk’ün ruhu binlerce sene sonra tekrar beden bulursa, bu sözü bu şekilde söyleyecektir.
Macar Yazar İmre Kertesz (1929,Budapeşte) ‘’ Cevap verilmesi imkansız olan sorular vardır. Ama bu soruları sormamakta imkansızdır’’ diyor. Alman yazar Karlheinz Deschner (1924-2014,Almanya) ise ‘’ Dünyanın sırrına iyi katlanıyorum ama bu sırrın açıklanmasına çok zor katlanıyorum’’ diyor. Aile büyüğümün benim için seçtiği bu sözleri ırk, dil, din, mezhep, etnik kökleri araştırıp gurur yada intikam peşinde koşan insanların dikkatlerine sunuyorum.
Bilim adamları, akıllı insanların kökünü, Homo Sapiens dedikleri primatlar takımının büyük insansı maymunlara dayandırır. Anatomik olarak 200 bin yıl önce Afrika’da ortaya çıkmış ve modern davranışlarına da 50 bin yıl önce başlamış olduğunu iddia ederler. Çağdaş insan tanımına uyan en eski fosillerin 195 bin yıl öncesine ait olduğunu ve Afrika’da bulunduğunu belirtirler. Altı buçuk milyon önce çağdaş insanın atalarının Afrika’daki insansı maymunlar olduğunu açıklarlar. İnsanı oluşturmaya başlayan organik evrimin bilimsel adı olan Antopogenesis sürecinin üç buçuk milyon yıl önce başladığını savunurlar. İnsan soyunun en yakın akrabalarının sıradan şempanzelerin DNA yapısı ile, biz insan geçinenlerin DNA yapısının yüzde 98.4 tamamen aynı olduğunu analizlerle ortaya koyarlar. Burada aklıma hemen şu geliyor. O kimin kızıdır, bu kimin babasıdır diye genetik test yapılıyor ve testlerin en doğruluk oranı yüzde 99.9’dur.Yani neden yüzde 100 değildir. DNA çalışmalarında veya bilimin, fiziğin, kimyanın, biyolojinin matematik ile açıklanmasında binde, milyonda bir oranların aslında ne kadar ciddi olduğunu bilim adamları bilirler. Leş yiyen insansılar günümüze kadar geldik ve bu gurur, bu kibir, bu böbürlenmek nedendir kardeşim? 250-300 yıl önce ortaya çıktığı söylenen Neandertalin türü ile Homo Sapiens türünün birbiriyle karşılaştığını ve birlikte ürediğini ortaya koyan arkeolojik kalıntılardan bahsedilir.30 bin yıl önce de Neandertallerin soyunun tükendiği bildirilir. Haydi bakalım şimdi pamuk elleri ceplere değil de başımızı pamuk ellerimizin arasına alalım düşünelim; Kimiz biz? Neyiz biz? Dünyada işimiz ne? Irk, dil, din, mezhep kavramları altımızda karınca gibi kalana kadar ve hatta hiç görünmeyene kadar yükselmeliyiz zihin veya akıl atmosferimizde.
Kafatasçılık, ırkçılık yapmanın alemi yok! Hepimiz insan ırkıyız. Yalnız burada şunu da dikkatlerinize sunmak isterim. Dünyanın her tarafında karanfiller aynı kokar, bülbüller aynı öter, köpekler aynı havlar, kediler aynı miyavlar ama insanlar neden yüzlerce dil, lehçe konuşur? Bunu düşünmek lazımdır. İster maymun dedelerden ve şempanze ninelerden bu günlere kadar gelelim, isterse Adem baba ile Havva anadan bu günlere gelelim, başlangıç noktamıza kadar yüzlerce, belki de binlerce , belki de milyonlarca kişi bizim atamız, dedemiz oldu. Hangisi Moğol, hangisi Viking, hangisi Apaçi, hangisi İnka, hangisi Tibetli, hangisi arap, hangisi Türk, hangisi Mohikan bilemeyiz. Hangisi Yahudi, hangisi Firavun, hangisi Şii, Hangisi Şaman bilemeyiz.
Eğer anı, şimdiyi yaşamak zorunda olduğumuzu, farkındalıkla, bilinçle bu dünyadaki sürgün veya ödül hayatımızı yaşadığımızı anladıysak, o zaman vatandaşı olduğumuz devletimize, ait olduğumuz milletimize daha da sıkı sarılmak zorundayız. Çünkü ayakta tutamazsak bu değerlerimizi kaosa sürükleniriz. Kaos DNA yapımızı, kimyamızı, fiziğimizi, ruhsal dengemizi bozar.
Sadece 70-80 veya en fazla 90-100 yıl bu fani alemde birbirimize katlanamıyorsak,’’ işte geldik, işte gidiyoruz, geçerken şöyle bir uğrayalım dedik’’ diyemiyorsak, birbirimizin gırtlağına çöküyorsak, uyuyan kadının suratına ocakta yağ kaynatıp döküyorsak, 6 yaşındaki kızlarla evlenmek caizdir veya ölü kadınla bilmem kaç saat cinsel temasta bulunmak caizdir diye sapıkça fetvalar din alimleri tarafından veriliyorsa ( örnek verirken bile Tövbe! Tövbe! diyorum),o zaman DNA yapımızda gerçekten bir bozukluk, gerçekten bir sakatlık var demektir. Teröristler ana okullarına, kreşlere, hastanelere, sağlık ocaklarına makineli tüfeklerle, bombalarla saldırıyorsa, küçük kızları kendilerine canlı kalkan yapıyorlarsa, o zaman sakın insan ırkı en gelişmiş ırktır diye kimse kimseye hava basmasın! Özgürlük götürüyorum, demokrasi getiriyorum diyerek bir devleti, bir milleti, kaosa sürükleyen ve kan, kemik gölü haline getiren süper devletlerin süper başkanları varsa eğer, kimse insan olmakla onurlanmasın artık!
Bana göre kartallar en gelişmiş canlı türüdür. Bu benim fikrimdir. Bilgisayar, teknoloji, İnternet, cep telefonu, uranyum bombaları icat ve imal etmek en gelişmiş, en akıllı, en zeki varlık anlamına gelmez! En akıllı, en zeki varlık bana göre mutlu ve özgür olmasını bilen varlıktır. Para, güç, makam, ün gibi şeyler, mutluluğun ve özgürlüğün anahtarı değildir, belki de onlar bizi mutluluktan, özgürlükten uzaklaştırıp karantinaya yada hapishanelere sokan gardiyanlardır. 50 bin sene sonra belki insanların isimleri olmayacak, seri numaraları olacak ve kimlik kayıtları kanlarına enjekte edilen bir mikroçipte olacak. O mikro çiplerde belki artık milliyet, din, mezhep, cinsiyet yazmayacak.
Sen yağmur ol ben bulut, Maçka’da buluşalım
Ben bu şarkıda Kazım kardeşten izin isteyerek sadece kendim için bir değişiklik yaptım
Sen yağmur ol ben çimen, Ötüken’de buluşalım
Vedat Kuşaklı