EKONOMİ

Muz Cumhuriyeti

  • 7GDWMa7
    7GDWMa7
  • picapica-remix-Anonymous-Banana-Republic-Flag
    picapica-remix-Anonymous-Banana-Republic-Flag

Yaklaşık 200 kadar devlet var dünya üzerinde. Bunların yarısı muz ihracı yapıyor. Pazarın lideri %33 gibi bir orana sahip olan Hindistan. Ama ne yazık ki muz üreten çiftçiler 3 kuruşa satıyor bu muzları Chiquita, Cape, Dole, Del Munte gibi şirketlere. Onlarda bize çiftçilere ödedikleri paranın 100 katına satıyor.

Bakmışlar ucuza gidiyor muzlar Kolombiya, Honduras, Kota Rita, Ekvator, Guatemala ve Panama gibi Güney Amerika ülkeleri OPEC’den esinlenip bir kartel kurmuşlar UPEB (Unión de Países Exportadores de Banana – Muz İhraç Eden Ülkeler Birliği) diye. Fiyatlar 20 yıl boyunca hemen hemen aynı kalmış. Ama devasa şirketlerin sömürüsüne karşı gelmek için UPEB ihracat vergisi koymuş. Şirketler bunun üzerine ellerinden geleni artlarına koymamış. Yolsuzluk ve rüşvet diz boyu.

1970 yılında Honduras vergiyi iki katına çıkaramaya çalışınca hemen United Brand Company harekete geçmiş. Şimdi ki Chiquita’nın başlangıcı olan şirket yani. Çünkü alımlarının %22’si Honduras’tan. Bir yıl sonra United Barnd Company’nin CEO’su intihar edince iş ayyuka çıkmış. Amerikan Sermaye Piyasası Kurulu (SEC) işin üzerine gidince şirketin Honduras Cumhurbaşkanı Oswaldo Lopez Arellano’ya her yıl 1.25 milyon dolar rüşvet verdiği ortaya çıkmış. Rüşveti alınca hükümet hemen vergiyi düşürmüş tabiki de. Böylece UPEB’de çöktü. Bu işten United Brand Company 7,5 Milyon dolar karlı çıkmış.

Düzene bakın. O zamana kadar Amerikan şirketlerinin rüşvet vermesi gayri yasal değilmiş. Sadece paydaşlarına açıklama yapması gerekiyormuş. Yani kabaca Amerikan hükümeti “Tükür ama bana doğru tükürme” diyor.

Muz Cumhuriyeti kavramı 1870 yılında Kaptan Lorenzo Baker’ın Jamaika’dan aldığı muzları Boston’da 100 misline satmasıyla başlamış. Sonra dev Amerikan şirketleri bu “Muz Cumhuriyeti” ülkelerinde ticareti domine etmeye başlamışlar. Aslında bu terimi ilk kez Amerikan yazar O. Henry kullanmış. Banka paralarını zimmenite geçirmesin diye kaçtığı Honduras’da yazdığı “Lahanalar ve Krallar” isimli kitabında kullanmıştır. United Brand Company’nin ilk ismi United Fruit Company’miş ama lakabı “Ahtapot”muş. Ülkenin kendi halkını sömüren, yozlaşmış hükümetinden toprak ağalarına kadar uzadığı elleri için. Paralı askerler bile kiralanmış. Fazla ileri giden hükümetler darbe ile devrilsin diye. Hatta United Fruit Company 1940-1950 yıllarda Başkan Truman ve Iron Over hükümetlerini Guatemala’nın popüler başkanı Albay Guzman’ın komünist olduğuna ikna etmiş ki planlanan toprak reformu ile bu şirketlerin elindeki arazilerin köylülere verilmesini engellensin, CIA gelip darbe yapsın diye. Pablo Neruda’da şiirlerinde bu şirketleri lanetlemiş.

O gündür bugündür “Muz Cumhuriyeti”nin ne demek olduğunu biliyoruz. Siyasal iktidarsızlık ve yolsuzla boğuşan muz üreticisi coğrafyalarda CIA, dev Amerikan şirketleri, toprak ağaları, darbeler, üreticinin sömürülmesi, rüşvet, diktatörler ve İsviçre’deki banka hesapları.

Muz Cumhuriyetlerini konu alan üç Avusturalyalı komedyenin yazdığı San Sombrero (Karnavallar, Kokteyller ve Darbeler Ülkesi) kitabını tavsiye ederim. San Sombrero “aziz şapka” anlamına geliyor. Güneş gözlüğünün keşfedildiği hayal ürünü bir ülke. Ülkenin resmi ismi “Demokratik Hür Halkların Birleşik San Sombrero Cumhuriyeti’. Çok demokratik değil mi? Vatandaşlar bu resmi ismi kullanmazlar ise tutuklanıyorlar. Gayet iyi biliyoruz. Bir ülke ne kadar Muz Cumhuriyetleşiyorsa ismi de o kadar uzun oluyor. Bir ülke ne kadar Muz Cumhuriyetiyse generallerinin de göğüsleri madalyalar, omuzları apoletler, şapkalarda kartalar ile doluyor. Muz ağacındaki renkli papağanlar gibi. Arap ülkelerindeki bir müzeye, festivale, etkinliğe gitsek caddelerde kurulan tabelalarda Şeyh Abdül Rezat Şebalop bin Hayr Hazretleri Muz Cumhuriyetleri Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Demokratik Diktatör yazar okuyana dek müze kapanır. Kitaba dönecek olursak San Sombrero’da karnaval haftası hariç 362 bayram ve tatil günü vardır. Hep devrim ve darbe olur. On yılda on yedi diktatör değişir. Okuma yazma oranı çok yüksektir çünkü okuyamayan 53 bin kişi ya hapsedilmiş ya da Haiti’ye postalanmıştır. Ülkede tütün ve çam fıstığı yetişir. Beş eyaleti vardır. Bir: Polluçión (Hava Kirliliği), başkenti Cucaracha (Hamamböceği). İki: MaraccaBaşkenti San Pistachio (Aziz Şam Fıstığı). Üç: Lambarda. Başkenti Aguazura (Deniz Mavisi). Dört: Guacomala. Başkenti Fumarole ve beşincisi de San Abandonio. Başkenti Nicotiño. Ülkenin bayrağı “Camouflagio”dır. İstiklal marşı “Şahane Anavatan”dır. San sombrero sadık vatandaşları, saygıyla ayağa kalkıp ellerini bellerine koyup bossa nova ile söylenirdi.

Şimdilerde biraz değişti Muz Cumhuriyeti kavramı. Petrol cevheriyeleri, doğal gaz şiileri var artık. Ha OPEC ha UPEB. Hem paralı askerlerde var üstelik. Diktatörler aynı diktatörler. Toprak ağaları da aynı ağalar. Şirketler aynı şirketler. Sadece isimler değişti. Mesela; İtalya’daki banka UBAE %67.5’u Libya Form Bank’e ait. Libya Form Bank’in sahibi Libya Merkez Bankası. Ve merkez bankası da İtalya’nın en büyük bankalarından birisini olan UniCredit’in %4.9 hissesine sahip. UniCredit’de Banka UBAE’nin %10.8’ine sahip. İtalya’daki enerji sektörü devin Eni’n de %5.4 hissesi Banka UBAE’ye ait. Intesa’nın %1.8, Telecom Italia’un da %1.8 hisseleri Banka UBAE’de. Libya Yatırım Otorisenin Eni’de %2 hissesi UniCredit’de de %2 hissesi var. Libya’nın Juventus’dan Fiat’a kadar daha bir çok şirkette hissesi var. UniCredit’in bu işin içinde olması 2007 yılında Banca di Roma’yı satın almasıyla olmuştur. Banca di Roma, Osmanlının Libya’dan sürülmesini finanse etmiş ülkeyi İtalya’nın sömürgesi yapmıştır.

Ha muz ha petrol ikisi de aynı. İran’a ambargo koyan, İran ile iş yaptı diye Karsan’ın taksi ihalesine çomak sokan İffetli Amerika, baş düşmanı Libya petrolünün  %3’nü satın alıyor. Adam Münih olimpiyatlarına terörist gönderiyor, Şii imamı yok ediyor. Londra’da sokağa ateş açtırıp İngiliz polisi öldürtüyor. Berlin’de diskotek bombalatıyor. ILO’ya silah yolladı. İskoçya üzerine uçak düşürtüyor. Kendi halkını bombalıyor. Varlıkları Mart 2011’de dondurulmuştu. Daha sonra halkın gazı alının varlıklar serbest bırakıldı.

Tam gelişmekte olan ülkelerin starı olacağız not arttırımı bekliyorken başımıza bir de Middle East North Africa (MENA) çıktı. Popüler ismi ile “Arap Baharı”. Tunus, Mısır, Libya, Bahreyn, Yemen, Suudi Arabistan derken işler MENA oldu. İş Suudi Arabistan’a geldiğinde baktılar olacak değil hemen keselerin ağzını açtılar ve halka 37 milyar dolar dağıttılar. Birden merhamet abidesi oldular. Petrol dolarlarını yıllardır sayısı binleri bulan kraliyet ailesine aktarıyorlar. Finans bakanlığına bağlı “Kararlar ve Kurallar Bürosu” bu sonu gelmez prenslere ayda 270 bin dolarlara varan maaşlar veriyor. İş yaptıkları için değil aileye mensup oldukları için hepsi. En uzak akraba bile ayda 8 bin dolar alıyor. Bu prensler Suudi bankalarından kredi alıp geri bile ödemiyorlar. Fakir halkın toprakları prenslere peşkeş çekiliyor. Çift yol, alışveriş merkezi deyip bakanlığın “Bütçe Dışı Fonları”nın parası bu çocukların cebine gidiyor. Daha düne kadar bu prenslerin eşleri Suudi havayollarının uçakları ile bedava uçuyordu. Yeni yasayla beleş uçuş yok. Sadece iki koltuk beleş oldu. Muz pardon Petrol Cumhuriyetinde. Daha yeni İngiltere başkanın silah satmak için körfez ülkelerini ziyaret ediyor. Fransa dışişleri bakanı devrik Tunus liderinin uçağında görülüyor. Çekler Kaddafi’yi destekliyordu. Başka petrol şanslısı Ekvoral Gine’de diktatörün oğlu Abramovic’in oğlunun dünyanın en büyük yatından sonraki ikinci yatı yaptırmak için 385 milyon dolar harcadı. Ne farkı var muzunu üç-beş uluslararası tekel şirkete bedava satmak zorunda olan Orta Amerika çiftçisinden bu ülkelerdeki halklarının?

Önce İtalyan gelsin sömürsün, İngilizi gelsin, Hollandalısı gelsin, Portekizlisi gelsin, Amerika gelsin işgal etsin. Sonra size bağımsızlık verdik diye 40 yıl oturacak diktatörler yerleştirilsin. Sonra da ye kürküm ye. Bal tutan parmağını yalıyor. Toprak ağaları, dikta, kraliyet ailesi ve petrol ihtiyacını karşılayan uzak ülkeler parmağını yalarken halk da avucunu yalıyor. Ne imiş bu petrol. Muzdan beter. Çamurdan beter. Bulaştı mı bırakmıyor. Kapkara, kokuyor. Muz gibi tatlı bir şey de değil üstelik.

About the Author

Samet Demir

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir