Mağdur Siyaseti

1.075 views
views

Türkiye,30 Mart seçimlerine belki de tarihinde hiç görülmemiş gerginlikte gitti. 17 Aralık süreciyle başlayan Cemaat ve Ak Parti gerginliği, internete düşen ses kayıtları, sosyal medya devleri Twitter ve Youtube’un kapatılması gölgesinde Türkiye tercihini yaptı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın her zaman yaptığı mazlum ve mağdur siyaseti yine kazandı ve Ak Parti bir önceki yerel seçimlere nazaran oy oranını arttırarak seçimlerden galip çıktı.Erdoğan seçimlere 17 Aralık Yolsuzluk Operasyonu’nun kendilerine cemaat tarafından yapılan bir darbe girişimi olduğunu öne sürerek karşı bir cephe yaratarak gitti.Kılıçdaroğlu ise internete düşen ses kayıtları ve 17 Aralık argümanlarıyla .Kılıçdaroğlu’nun stratejisi işe yaradı mı? Sonuç net; hayır. Elinde yolsuzluk ve rüşvet gibi müthiş argümanlar olmasına rağmen buna insanlar inandırılamadı.Ve Erdoğan’ın mağdur siyaseti yine kazandı.

Gelelim medyaya… Seçim sonuçlarının açıklanmasıyla medya kuruluşlarının çöküşünü izledik. O kadar ilginç ki birini açıyorsun,CHP birçok ilde önde diğerini açıyorsun aynı illerde Ak Parti fark atmış.Medyamızın ne kadar kötü rezil bir halde olduğunu,hangi tarafta olduklarını göstererek adeta kendilerini ele verdiler.

Bakıyorsunuz CHP’li vekiller,adaylar açıklama yapıyor.TRT,ATV gibi kuruluşlar bunu yayınlamıyor.Ak Partili vekiller,adaylar açıklama yapıyor bu sefer diğerlerinde yayınlanmıyor.Beni en çok yaralayan ise TRT’nin bir devlet kurumunun,hepimizin vergileriyle yayın yapan bir kurumun bu derece siyasallaşması.Adeta hükümetin bir yayın organıymış gibi yayın yapması.

Güven ortamının tamamen yok olduğu ülkemizde ; seçim sonuçlarında da bunun had safhada olduğunu gördük. Başbakan’ın adalete inanmadığı bir ülkede insanların bunlara inanması zaten beklenemez de bu kadar içler acısı bir halde olduğumuzu görmek, gerçekten çok üzücü.Türkiye’de ÖSS’ye inanırdık,seçimlere güvenirdik.Ama o kadar ilginç ki artık hiçbir kuruma kuruluşa güvenimiz kalmamış.Belki de en tehlikelisi bu işte adaletsizlik ve güvensizlik.Asıl çözmemiz gereken bu.Son olarak Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye öğüdünü sizlerle paylaşmak istiyorum.Umarımki devlet büyüklerimiz bu öğütlerden biraz feyz alırlar…

Oğul,
İnsanlar vardır, şafak vaktinde dogar, akşam ezanında ölürler.
Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın.
Ama:
Bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin.
Öfken ve nefsin bir olup aklını yener.
Daima sabırlı, sebatli ve iradene sahip olasın.
Dünya senin gözlerinin gördügü gibi büyük değildir.
Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler ancak senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacakır.
Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir.
Bu dünyada inancını kaybedersen yeşilken çorak olur, çöllere dönersin.
Açık sözlü ol. Her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, bildin bilme.
Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbeti itibar olmaz.
Üç kişiye acı:
Cahiller arasındaki alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene.
Unutma ki! Yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğunda mücadeleden korkma.
Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.
“Ey oğul! Artık Beysin…
Bundan sonra öfke bize, gönül almak sana…
Suçlamak bize, katlanmak sana…
Acizlik bize, yanılgı bize, hoş görme sana…
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize, adalet sana…
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlamak sana…
Ey oğul!
Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana…
Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana…
Ey oğul!
Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz…
Şunu da unutma:İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.
Ey oğul!
Yükün ağır, işin çetin.
Allahü Teala yardımcın olsun!”