GÜNCEL

Kutlu Olsun!

360437-3-4-12fb0

Bazı tarihler sadece bir insan için değil, bazen bir halk, bir devlet hatta bazen koskoca bir dünya için çok şey ifade edebilir.

19 Mayıs 1919 tarihi, böylesine tarihi bir tarihtir.

Sadece bir halka, bir devlete değil tüm dünyaya direnmenin, özgür olmanın değerini, bu değerler için nelerin göze alınabileceğini, nelerin feda edilip, nelerin kazanılabileceğini öğretmiştir.

Peki, bu takvimin bu günü neden bu denli önemli? Aradan yıllar geçse dahi bayram özelliğini koruyor ve her yıl birileri tarafından her ne kadar 19 Mayıs tatili olarak anılıyor olsa da, neden kutlanıyor? Okullarda şiirler, şarkılar söyleniyor, bayraklar dalgalanıyor…

Osmanlı İmparatorluğu, büyük umutlarla girdiği Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılır. Uzun zamandır hızla kaybedilen toprakların önemli ve stratejik bölümü de savaşın galipleri arasında pastadan pay kapma yarışı endişesi ile bölüşme çabalarına sahne olur.

Galip, İtilaf Devletleri’nin bu konudaki iştahlarının en büyük göstergesi, Osmanlı’nın teslim antlaşması olan Mondros Antlaşması olsa gerek. Tam bir teslim antlaşması hükmünde kararlar içere bu mütareke ile galiplerin yurdu baştan başa işgali dahi söz konusu olmuştur.

Hemen her ay, bir yerin işgale uğraması olağan hale gelmiş, Osmanlı Yöneticileri kurtuluşu, sessizlikte, politikada, boşvermişlikte görmeye devam ederken, işgale uğrayan yerlerde halka olmadık baskılar yapılmakta asırlarca bu toprakların sahibi olanlar, aşağılanmakta, hor görülmekte, her türlü kötü muamele ile yıldırılmaya, topraklarını terke mecbur edilmeye çalışılmıştır.

Bu işgallerin hemen hepsi ardından, küçük çaplı da olsa direnişi beraberinde getirirken, en çok ses getiren istila hareketi kuşkusuz, 15 Mayıs 1919 da İzmir’in Yunanistan tarafından işgali olmuştur.

İstanbul’da işgal devletlerinin gözleri önünde coşkulu mitingler yapılmış, halk inancınca işgale dur diyeceğine dair yeminler etmiş, gözyaşları dökmüş, kenetlenmiştir.

Fakat o sıralarda, işgaller henüz bu kadar hız ve şiddet kazanmadan evvel boğazda sıralı işgal gemilerinin arasından geçerken, ‘’Geldikleri gibi giderler’’ diyen, Mustafa Kemal’in önderliğinde Bandırma Vapur’u Karadeniz sularındadır.

Mustafa Kemal çareleri çoktan düşünmüş, kendisi gibi düşünen küçük bir grup kalabalıkla harekete geçme kararı almıştır.

Bu kararın alınmasında en önemli etken Padişah VI. Mehmet Vahidettin…

Mustafa Kemal Paşa ile görüşen Padişah, bir an önce işgale direnen halkın durdurulması gerektiğini söyler, Paşa’ya bu görevi verir ve kendisine bir miktar para ile 9. Ordu Müfettişi unvanını verir.

Sıkı sıkıya bağlı olduğu askerlik mesleğinden, değerlerinden ödün vermeyen Mustafa Kemal Paşa bu emri reddeder ve işgale karşı koyan halkının yanında olmayı hatta onları örgütlemeyi seçer.

Bandırma Vapur’u yolculuğunu 19 Mayıs günü Samsunda tamamlar. Halk tarafından hürmet ve hoşgörü ile karşılanır.

Bu tarihten sonra artık; Erzurum, Sivas Kongreleri birbirlerini izleyecek, Kurtuluş Mücadelesi’nde manda ve himaye reddedilecek, Anadolu’nun ortası sayılabilecek bir yerde halkın oyları ile belirlenmiş milletvekillerinin görev aldığı bir Millet Meclisi açılacaktır.

Hatta ilerleyen işgaller bir bir önce yavaşlayacak sonra duracak ve Büyük Taaruz ve Lozan Safhalarının ardından tüm işgalciler yurttan atılacaktır.

Kapütilasyonlar, saltanat ve hilafet kaldırılacak, laik, demokrat, çağdaş bir ülkenin temelleri atılacaktır.

Sanayisi, fenni yok denecek düzeyde olan bir millet kendi uçağını yapma noktasına kadar gelecektir.

Devrimler birbirini izleyecek, köy kahvelerinde kitaplar okunacak seviyeye gelmiş bulacaktır bu millet kendini.

19 Mayıs böylesine bir öneme haizdir…

Belki de bu yüzdendir onca hengame arasında doğum gününü bilmeyen Atatürk’ün benim doğum günüm 19 Mayıs’tır demesi.

About the Author

Mert Kazan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir