Kuş Koysunlar Yoluna Nilgün

1.501 views
views

        Herkesten kaçabilmek mümkündür. Mümkün olmayan ve yüzyıllardır hiçbir insan tarafından gerçekleştirilemeyen şey kendinden kaçmak… Bunu gerçekleştirememiş olmanın nedeni, denememiş olmak mıdır? Hayır. İnsanların bunu ne kadar arzuladıkları eylemlerinden o kadar belli ki… Hobi denen şey bunun için icat edilmiş olsa gerek ya da intihar. Nedir intihar? Albert Camus’un da dediği gibi ‘’Hayatın bize açtığını itiraf etmek midir? ‘’ ya da hayatı değil kendimizi taşıyamadığımızı, kendimizi terk etmek istediğimizi ruhumuzu kirli bir çamaşır gibi bir kenarı atmak istediğimizin mi itirafıdır.

Bu dünyadan geçmiş ve bu itirafta bulunmuş sayısız isim vardır bunların en çarpıcılarından biridir: Nilgün Marmara. Üzerine tez çalışmaları yaptığı Slyvia Plath’ın izinden gitmiş 29 yaşında ‘’Bütün arka bahçelerini gördüm’’ dediği dünyaya evinin 5. Katından kendini bir kuş misali bırakarak veda etmiştir. Arkasında gizli gizli yazdığı şiirlerini, düşünceli bakışlarını, dost gülüşlerini camın kenarında yetiştirdiği yaseminleri bırakmıştır. O Ece Ayhan’ın Meçhul Öğrenci Anıtı şiirindeki 128 numarası, Cemal Süreya’nın Hüzünlü Gözlü Zelda’sıdır. Dönemin hâkim edebiyat dünyasında Nilgün’ün yeri ayrıdır. Kendine özgü oluşu, içe dönüklüğü sonrasında gelen edebiyat kuşağını da etkilemiş, kapalı ama bir o kadar da büyülü olan şiirlerinin etkisinde bırakmıştır onları. Nilgün’ün şiirleri onun şifreleridir. Gerçekle düş arasında gidip gelişlerini anlatan dört duvar arasına sıkışmış ruhundan dışarıya açılmış küçük deliklerdir. Bu deliklerden süzülenlere ulaşmamız ölümünden sonra olabilmiş dünya gözüyle bir kitabının yayınlandığını görememiştir. Ölümünden sonra daktiloya çekilmiş şiirler ve metinler iki ayrı kitap olarak yayınlanmıştır.
Zamanı azaldı artık zorlanmış bedenimin
Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi…
Aşk, bağ ve hiçbir utkuyu düşünmeden
Kalıvermeliyim öyle kaskatı

        Daktiloya çekilmiş şiirler isimli kitaptan alınan 1980 yılında yazılmış bu şiir yaşamla ölüm arasında gidip gelişlerini gözler önüne seren güzel bir örnektir. Kırmızı kahverengi defter ise annesinin isteği ile günlüklerinin derlenmesiyle birebir Nilgün’e dokunabileceğimiz, iletişim kurabileceğimiz nitelikte bir eserdir. Nilgün’ü anlamada yardımcı olacak ve alıntılamadan edemeyeceğim birkaç söz var bu kitapta:
Bir şeyden kaçıyorum, bir şeyden… Kendimi bulamıyorum, dönüp kendime yerleşemiyorum, kendime bir yer edinemiyorum, kendime bir yer… Kafatasımın içini bir küçük huzur adına aynalarla kaplattım, ölü bedenim kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.

 

İntihar yaşamı taşıyamamanın ve kendinden kaçışın en yalın ifadesidir. Nilgün’ün yazdıkları da bu yolda ilerlerken hislerinin ve ruhsal açmazlarının anahtarı olmuştur. Uzun süre kendisiyle baş başa kaldıktan sonra bu anahtarla kapıyı açmış ve kendi ifadesiyle zarardan dönmüştür.

1 Yorum

  1. Kaleminize sağlık Kader hanım.iç dunyamızın gerçeği olan gördüğümüz halde görmekten geldiğimiz duygulara bu kadar içten dokunduğunuz için.

Comments are closed.