Kültürüne Sahip Çık !

1.063 views
views

22 Nisan 2015 de tahliye edilen, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa edilen, Kapalıçarşı’nın ilk bedesteni olma özelliği taşıyan 554 yıllık Sandal Bedesteni, aslına uygun olarak onarıldı.

Peki nedir bedesten?

Kumaş ve kıymetli eşyaların satıldığı kapalı çarşıdır. İslam ülkelerinde görülen bedestenler, kubbeli iki tarafı dükkanlarla kaplı, taştan yapılmış emniyetli alış-veriş merkezleri idi. Aynı zamanda bedestenler, önemli bir iktisadi kuruluştu. O devirde günümüzdeki banka ve borsaların görevini görürdü. Her bedestende de onu korumakla yükümlü 12 kişilik bir koruyucu ekibi vardı. Bunlara bölükbaşı denilirdi.  Bedesten her sabah duacı başı denilen bölükbaşlarından biri tarafından açılır, akşamları da gene törenle kapanırdı. Çok değerli mallar, perşembe günleri öğle namazından önce satılır, bu sırada önemli kişiler de gelir ve halk her yanı doldururdu. Bedestenlerin muntazam ve emniyetli bir muhafaza teşkilatı vardı. Ayrıca bedestenler aynı zamanda  bulundukları şehrin emniyet sandığıydı. Şehir halkı, ağzı mühürlü sandıklarını kasalarını buraya koyar, karşılığında da bir makbuz alarak gönül huzuru ile bırakıp giderdi. Sahibi geldiği zaman bir bölükbaşının nezaretinde sandığın konulduğu mahzene gidilir, emanet sahibi sandığından alacağını aldıktan, koyacağını koyduktan sonra mühürleyip mührü bölükbaşına gösterirdi. Muhafızlar, yalnız mührün bozulmasından mesul tutulurdu.

İstanbul’da ikisi çarşı içinde biri Galata’da olmak üzere üç bedesten bulunmaktadır. Büyük çarşı içindekilerden eskisine Eski veya Küçük Bedesten, Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığına ise Sandal Bedesteni denirdi. Bu nedenle Sandal Bedesteni, Kapalıçarşı’daki en meşhur bedestenlerdendir.

22 Nisan 2015’de bedestene kendini kilitleyerek mücadele veren 80 esnafın dükkanı tahliye edilmişti. Esnafların Sandal Bedesteni’nin kapısına astıkları “ İşçiyiz, emekçiyiz, ranta geçit vermeyiz.”, “ İşsizliğe çözüm dediniz işsiz bıraktınız.”, “Biz terörist değiliz, esnafız.”, “ Kapalıçarşı mirastır, mirasına sahip çık.” pankartları ne yazık ki kimsenin fikrini değiştiremedi. Aksine sabahın erken saatlerinde tahliyeye başlayan zabıta ekipleri, boşalttıkları dükkanların eşyalarını araçlarına yükleyerek kimsenin söylediğine kulak asmadı.

Giderek değersizleşen tarihi eserlerimiz, atalarımızın bizlere en büyük mirasları olmasına rağmen neden ellerimizden kayıp gitmekte? Geçmişimize sahip çıkamazken geleceğimiz hakkında nasıl umutlu yarınlar düşünebiliriz? Giderek modernleşen hayata ayak uydurmak yerine geçmişimizden kalan en büyük miraslarımıza sahip çıkmalıyız. Kaybolan esnafçılığımıza sahip çıkmalıyız. Günümüzde izleri silinmeye yüz tutmuş birçok meslek bulunmaktadır. El emeği ile yapılan ürünler çok fazla rağbet görmemektedir. Neden? Çünkü her şey makineleşmiş toplumuzda daha modern araçlarla daha çeşitli şekillerde yapılmaktadır da ondan. Çevremizde kaç kişi vardır el emeği yorgan alan, örgü hasır sepet alan, el emeği dokuma halı alan… parmakla sayılacak kadar az. Saydığımız ve saymadığımız birçok meslek erbapları bu mesleklerinin yitip gittiğini, işlerini öğretecek kimseyi bulamadıklarını söylemekte ve geleneklerinin kaybolup gitmesinden endişe duymaktadır. Bu saatten sonra bize düşen görev, bazı şeylerin değerini parayla değil el emeği ile ölçmenin bilincine varmaktır. Her şey para değildir. Rant sağlamak, popülarite sağlamak amacıyla miraslarımızı daha doğrusu benliğimizi kaybetmemeli, geçmişimize ve geleceğimize sahip çıkmalıyız.