Köy Enstitüleri 75 Yaşında

733 views
views

Cumhuriyetin ilanının ardından her ne kadar sanayi ve fen alanında da gelişme gösterse de Türkiye Cumhuriyeti gelenek ve kökleri itibarı ile bir tarım devleti niteliği taşıyordu.

Uzun süren savaşlar ardından genç nüfusunun büyük bölümünü kaybetmiş, hastalıklara maruz kalmış topraklarda, iş gücü neredeyse yok olmuş, modern teknik ve donanımdan yoksun bir halk kendi ekmeğini çıkarabilmek için bakıyordu oysa toprağa.

Okuma yazma oranının binde üç olduğu, her gün sıtmadan yayılan ölüm haberleri, kuraklık sorunları ile bir şekilde baş edilmeliydi.

Madem köylü milletin efendisi, ve tarım için çok önemli bir sınıftı ve yıllarca merkezden uzak neredeyse otoritenin unuttuğu bir yaşam süren bu sınıfa gerekli eğitim verilecek, çağdaş bilimin son imkanları ayaklarına götürülmeye çalışılacak, en önemlisi biat kültürü etkisinde ezilmiş, sorgulamaktan uzak bu kitle, ağa, şeyh, bey boyunduruğundan kurtarılacak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin itici gücü olacaktı.

Dönemin, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, İsmet İnönü himayesinde çalışmalara başlar bu durum için ve bulduğu çözümse Köy Enstitüleri adlı projedir.

İsmet Paşa projeyi çok sever ve sahiplenir. Peki  projenin içeriği neydi?

Proje, köy halkı ve onların çocuklarına eğitim götürmek, zirai yöntemleri yerinde uygulamak amaçlarını içeriyordu. Buradan yetişen başarılı öğrenciler ise başka köy okullarına öğretmen olabilecek şekilde düşünülmüş, böyle de bir müfredat tasarlanmıştı.

İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ile koordineli ve özverili bir çalışma yürüten Hasan Ali Yücel tüm imkanları zorlayarak köylüler ile beraber olup binaları malzemeleri tedarik ederler ve 1939 1948 arası tam 21 köy enstitüsü açarlar Anadolu’nun dört bir tarafında. Bu köy enstitülerinin kurulduğu bazı yerler; Diyarbakır, Malatya, Erzurum, Kayseri, Van gibi çetin coğrafyalarda yer alır.

İsmail Hakkı Bey ve Hasan Ali Yücel bizzat giderler her açılan köy enstitüsüne neredeyse. Hatta yıllar sonra Hasan Ali Yücel’in oğlu uzun süren gurbet seferlerinden sonra şu sözleri sarfedecektir babası için;

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici – hep, hep acele işi! –
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

CAN YÜCEL

Böylesine faydalı bir proje çok tutulur, öyle ki köy enstitüleri yatılı olarak, hatta bir süre sonra kültür ve sanat derslerini de muhteva eden bir müfredat ile eğitimle devam eder.

Yazıktır ki kuruluş aşamasında dahi engellenmeye çalışılmıştır. Bazı Demokrat Parti milletvekilleri, özellikle aşiret reisi ve ağalık unvanı taşıyanlar projeye çok sert muhalefet etmişlerdir.

Projenin tartışıldığı oturumlardan birinde Kurtuluş Savaşı’mızın en önemli simalarından olan Kazım Karabekir, Hasan Ali Yücel’e şu soruyu yöneltir:

Ali Bey, ”proje nereden alınmıştır” diye sorar. Hasan Ali Yücel kendisine şu cevabı verir:

”Arkadaşlar bu kanunla bizim yaptığımız şey bir kopya değildir. Bunları kendi ülkemizin var olan gerçeğine ve toplumsal olgusuna uyarak yapmış bulunuyoruz. Bu bizimdir kimseden almadık. Başkaları bizden alsınlar.”

Yani bir o kadar bizden bir projedir köy enstitüleri. Köy Enstitüleri kurulup resmen eğitime başladığı 1939-1940 arası kötü bir sürprizle karşılaşır, İkinci Dünya Savaşı…

Fakat ekmeklerin karneyle dağıtıldığı, sürekli elektirk kesintilerinin, kaynak problemlerinin olduğu bu güç yıllarda dahi eğitime destek aralıklarla dahi olsa hız kesmeden devam eder ve 1946 yılına gelindiğinde, dünya klasiklerini okuyan, dinleyen, araştırma becerisine sahip, bir çiftçi toplumu yetiştirmeyi başarmış, öyle ki bu seneden 1950 ye kadar geçen sürede enstitülerden toplam 13182 öğretmen mezun etmiştir.

Evet 13182 öğretmen…

Peki, bu gün köy enstitüleri hangi illerimizde.

Hayır maalesef, kapatıldıkları 1954 tarihinden itibaren hiçbir ilimizde köy enstitüsü yok. Hatta o tarihten sonra kimsenin aklına da gelmemiş olsa gerek.

Neden kapatıldığı sorusu bu gün bile tartışma konusudur. Kurulduğu tarihin üzerinden 75 yıl geçmiş ve köy enstitüleri deyince akla, Sabahattin Ali, Mahmut Makal, Talip Apaydın, Dursun Akçam, Yusuf Ziya Bahadınlı, Mehmet Başaran, Ümit Kaftancıoğlu, Osman Şahin, Hasan Kıyafet, Behzat Ay, Ali Yüce, Adnan Binyazar,  Fakir Baykurt’un ölmez eserleri gelse de bu enstitüler adına yakışmayacak yavan bahanelerin ardında ki gizli emeller dolayısı ile kapatılmış denmektedir.

Erkek ve kız öğrencilerin aynı dersliklerde fakat ayrı yatakhanelerde olduğu bilinen köy enstitülerinde kız çocukların istismarı dedikoduları yayılmış, yasak ilişkiler sürekli gündeme gelmiş, okuldan kaçan öğrenciler mevzu bahis olmuş, komünizm propagandası yapmakla itham edilmiş ve 1954 yılında DP iktidarı bu dedikodulara son verecek hamleyi yaparak kapatmıştır bu eğitim yuvalarını.

Bu gün, büyük şehirlerinin çoğu, çeşitli sebeplerle göçe maruz kalan, köylerin boşaldığı, şehirleri mahşer, samanını ithal eden bir tarım devleti oluverdik. Halbuki yakın zamana dek, kendi kendine yetebilme becerisine sahip yedi devletten biriydi Türkiye.

Köy Enstitüleri bu soruna da mükemmel bir çözüm teşkil ederken, kapatılmış ne yazık ki tarihin dehlizlerinde unutulmaya yüz tutmuştur.

Bu gün ulaşılamayan köyler hala söz konusu iken, işte bundan 75 yıl önce manzara bu tondaydı. Gelişen ve globelleşen dünyada eğitimin yeri aşikar iken umalım ki kendimize bundan böyle, benzeri zararlar vermeyelim.