Jale Taşoğlu: Öğretim Görevliliğinden Siyasete

3.598 views
views

Dokuz Eylül Üniversitesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Jale Taşoğlu ile ‘Akademisyenlik ve siyaset’, ‘Türkiye’de kadın olmak’ gibi bir çok başlığa değindik. Jale Taşoğlu’na bize göstermiş olduğu ilgiden ve hoş sohbetinden dolayı teşekkür ederiz.

Haber Eylül: Sayın Jale Taşoğlu, Dokuz Eylül Üniversitesi İnternet Gazetesi Haber Eylül’e zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Öncelikle Jale Taşoğlu’nu kendi cümleleriyle kısaca tanıyabilir miyiz?

Jale Taşoğlu: Röportaj için bende sizlere teşekkür ederim. Başlamadan önce, son günlerde yaşadığımız elim uçak kazaları nedeniyle şehit olan pilotlarımıza Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabırlar diliyorum, milletimizin başı sağ olsun. Aslen Erzurumlu’yum. Önce beş daha sonra dört kişi kalan ailede en büyük çocuğum. Küçük yaşta babamı kaybettiğim için hayata karşı savaşçı bir kişiliğim var. Lisans eğitimimi Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladım. Avukatlık stajımı yaptığım yıl ciddi bir trafik kazası geçirdim. Bu dönemde uzun süre tedavi görmek durumun da kaldım. Akabinde Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde asistan olarak göreve başladım. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans üstü eğitimim devam ediyordu. Yüksek lisans eğitimim henüz bitmeden YÖK bursu kazanıp Amerika Birleşik Devletlerine gittim. Ancak üniversitemin talebi ile orada farklı bir alanda, “Uluslararası ilişkiler” alanında yüksek lisans yaptım. Yine Amerika Birleşik Devletleri’nde “Siyaset Bilimi” alanında doktora çalışmalarına katıldım. Toplamda 6 yıl yurtdışında eğitim aldım. Doktora tez aşamam sırasında ülkeme geri döndüm. Türkiye’de hukuk fakültesinde yarım kalan yüksek lisansımı tamamladım, böylelikle iki alanda master yapmış oldum. Daha sonra öğretim görevlisi olarak Dokuz Eylül Üniversitesi İİBF‘de Borçlar Hukuku derslerine girmeye başladım. Maalesef uzun bir süre üniversite de mobinge maruz kaldım. Bu arada altını çizeyim bu da iş yerinde uygulanan bir şiddet türüdür. O sırada en büyük destekçim öğrencilerim olmuştur. İzmir’de misafir hoca olarak Ege Üniversitesi, Ekonomi Üniversitesi, Manisa Celal Bayar Üniversitesi, IMYO Meslek Yüksek Okulu, Foça Reha Midilli Turizm Meslek Yüksek Okulunda Temel Hukuk, Borçlar Hukuku, Ticari İşletme Hukuku, Kıymetli Evrak Hukuku derslerini verdim. Uzun aradan sonra Türkiye’de doktora programına devam ediyorum.

Haber Eylül: Dolu dolu bir kariyer dinledik sizden. Başarılarınızın devamını dileriz. Üniversitede bilinen ve öğrencileriniz tarafından sevilen bir öğretim görevlisisiniz, öğretim görevliliği kariyerine nasıl karar verdiniz?

Jale Taşoğlu: Hukuk fakültesi sonrası önümüzde birden çok seçenek bulunuyordu; ya avukatlık stajı yapıp serbest avukat olacaktım ya hakimlik / savcılık sınavlarına girecektim veya özel yada kamu da kurum avukatı veya noter olacaktım. Bu arayışlar içinde bir çok kurumun sınavına girmiştim. Türkiye İş Bankası, Vakıfbank, Karayolları Genel Müdürlüğü avukatlık sınavlarına girdim ve tamamında başarılı oldum. Bu kurumların yanı sıra Dokuz Eylül Üniversitesi İİBF araştırma görevliliği sınavını kazanmıştım. Hatta noterlik belgem de var. Ancak daha önce bahsettiğim gibi bir trafik kazası geçirdim ve bir yıl boyunca yatmak zorunda kaldığım için kurumlar beni çağırdığında işe başlama olanağım yoktu. Yalnızca Dokuz Eylül Üniversitesi, asistanlık sınavını asilden ve birincilikle kazandığım için, işlemlerimi başlattı bende koltuk değnekleriyle görevime başladım. Her şey nasip. Akademik hayatımın böyle bir başlangıç serüveni oldu diyebiliriz.

Haber Eylül: Geçmiş olsun dileklerimizi ifade etmek isteriz. Türk ve dünya tarihinde akademisyenlikten sonra siyaset kulvarına geçen onlarca örnek var. Akademisyen siyasetçilerin artıları ve eksileri sizce nelerdir?

Jale Taşoğlu: Hemen aklıma gelen akademisyen siyasetçileri dile getireyim; Cumhuriyetin ilk yıllarına gidersek Halide Edip Adıvar, yakın tarihte rahmetli Necmettin Erbakan, sayın Tansu Çiller, Devlet Bahçeli, Hüseyin Çelik, Nükhet Hotar, Beşir Atalay, 11. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül, Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu… Bunlar sadece birkaç örnek. Akademisyenler bilgi üretmek ve paylaşmak zorundadır. Aynı zamanda toplumda bilgi alışverişinin rehberleridir. Bende akademisyenliğin bu yönünün bilincindeyim; içten, samimi ve severek yapıyorum. Akademisyenlikte belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra, toplumla daha fazla etkileşime geçmeyi zorunlu görüyorum. Akademisyenlik muazzam bir öğrenim alanı ve bu öğrenim alanındaki deneyimleri toplumsal bir paylaşıma dönüştürmek ancak siyaset eksenli bir ortamda mümkündür. Bu sebeplerden ötürü akademik kökenli çok sayıda siyasetçimiz var ve bu akademisyen siyasetçiler toplumların bilgiye dayalı ilerlemelerinde önemli bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Toplumla güçlü bağlar kurabilen iletişimleri iyi olan akademisyen kökenli siyasetçiler başarılı oluyor, bu bağı kuramayanlar ister akademisyen olsun ister başka bir meslekten olsun siyasette başarıya ulaşamıyor. Ben şimdiye değin bu bağları hep güçlü tutmaya çalıştım, bundan sonra da aynı kararlılıkla toplumla kucaklaşan bir siyaset anlayışı içerisinde olacağım. Akademisyen olarak gençlerimizi en iyi şekilde yetiştirip geleceğe hazırlamaya çalıştı isem; aynı özverili çalışmalarımı siyaset içerisinde ülkemizin geleceğe en iyi şekilde ulaşması için çalışacağım.

Haber Eylül: Aslında biraz önceki konuşmalarınızın içerisinde şimdi soracağım sorunun bir bölümüne yanıt verdiniz ama; Neden akademisyenlik sonrası siyaset yapmayı istediniz? Bir kadın ve akademisyen olarak siyasi projeleriniz nelerdir? Jale Taşoğlu milletvekili olduğunda öncelikleri neler olacak?

Jale Taşoğlu: Akademisyenlik sonrası siyaset demek doğru olmaz çünkü ben emekli olmadım. Bir yandan akademisyenlik yapıp bir yandan da siyasetle uğraşıyordum. Siyasete karşı küçük yaşlardan beri ilgim var. Babamın çok zengin bir kütüphanesi vardı ve çocukluktan beri okuyan birisiyim. Daha sonra yurtdışında uluslar arası ilişkiler ve siyaset alanlarında çalışmalarım oldu. Bu uzmanlaşmadan sonra Türk ve dünya siyasetini gözlemlemeye başladım. Yurt dışında iken Türkiye’yi farklı açılardan ve daha objektif görme şansınız oluyor. Adalet ve Kalkınma Partisi o zaman yeni kurulmuştu. Parti programına ve daha sonraki icraatlarına baktığımda bana en demokratik parti olarak gelmişti. Ben her yeni oluşuma ve yeniliye baştan eleştirip yerden yere vurmak yerine bir kredi verilmesi gerektiğini düşünürüm. 2007 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yaşanan “367” şartının aranması beni bir hukukçu olarak çok rahatsız etmiş ve şaşırtmıştı. Hukukta amalar olmamalıdır, hukukçular objektif olmak zorundadırlar dolayısıyla ‘doğrusu budur.. ama…’ olmaz. Bana göre “367” tartışmaları yersiz ve haksız olmuştur ve bunu da derslerimde de paylaşmışımdır. Hukuk derslerini bir genel kültür dersi olarak aynı zamanda öğrencilerime anlatmaya çalıştığım ve siyaset ve hukuk bilgisine sahip olduğum için birçok öğrencimin siz siyasette olmalısınız telkinine maruz kalmıştım. 2011 yılında milletvekili aday adayı olmam için ısrar eden son dakikaya kadar ne zaman istifa edeceksiniz diye başımda bekleyen farklı etnik kökene ve siyasi görüşe sahip iki öğrencim aktif siyasete girmemde etkin kişiler olmuşlardır. Hayatın kendisi aslında siyasetle iç içe geçmiş durumdadır. Hukuk , ekonomi ve siyaset bilimi birbirine çok yakın ve iç içe sosyal bilim dallarıdır, çoğu zaman birbirini tamamlarlar. Bu sebeple bende aktif siyasette yer almak istedim.
Türkiye’de kadın olmanın ne demek olduğunu biliyorum. Mersin’ de korkunç bir cinayete kurban verdiğimiz kızımız Özgecan Aslan’ı rahmetle anıyorum. Ailesine ve tüm Türkiye’ ye başsağlığı diliyorum. Özgecan ve şiddet nedeniyle hayatını kaybetmiş bütün kadınlarımızı da rahmetle anıyorum. Kadınlar maalesef çeşitli sebeplerle şiddete maruz kalıyorlar. Kadınlarımızı üretken olmaya yöneltmeliyiz, kendi ayakları üzerinde durabilmeliler. Son yıllarda kadınların çalışma hayatına girebilmesi ve daha çok yer bulabilmesi için bazı yasal düzenlemeler yapıldı. Bir kadın akademisyen olarak milletvekili olursam eğer kadına şiddet olaylarının son bulması için gereken sorumluluğu üstleneceğim. Milletvekili olduğumda yapacağım ilk çalışmalardan birisi kadına şiddetin önlenmesi konusu olacaktır, bu sosyal bir yara. Özgecan Aslan cinayetinden sonra, bu konuda bir toplumsal duyarlılığın oluştuğunu söyleyebilirim, bunu büyütmeli ve sıcak tutmalıyız. Bende bu toplumsal duyarlılığı daha somut hale getirmeye çalışacağım.

Haber Eylül: Yine önceki cümlelerinizde şimdi soracağım sorumun bir kısmına da yanıt vermiş oldunuz. Kadına şiddet olaylarının arttığı bir ortamda “kadın milletvekili” olmanın sorumlulukları da artıyor. Aynı zamanda kadın milletvekili sayısının artması da bu sorunun ortadan kalkması için önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu konudaki görüşleriniz ve önerileriniz nelerdir?

Jale Taşoğlu: Şiddet kime yapılırsa yapılsın ister fiziki ister psikolojik olsun onur kırıcı ve hukuka aykırı bir davranıştır. “Kadına şiddet” meselesi sadece kadınların karşı durabileceği bir sorun değildir. Bu sorun aynı zamanda erkeklerin de sorunudur. Şiddet maalesef her yerde var her yerimizi sarmış durumda. Kadına yönelik şiddeti önlemek için öncelikle toplumdaki bilinç oluşturulmalı ve farkındalık yaratılmalıdır. Bu farkındalığı kadınlardan önce erkeklerde gerçekleştirmeliyiz. Kadını, çocuğu önce insan olarak görmeliyiz ve kadın ve çocukların fiziki olarak ve duygusal olarak daha zayıf olduklarını unutmamalıyız. Çok dikkatli ve özenli toplumsal çalışmalar yapılması gerektiği kanaatindeyim, çünkü birçok etken var ve hepsi birbiriyle ilgili. Şiddet içerisinde büyüyen çocuğun öğrendiği tek şey şiddet olacaktır. Sevgi ektiğiniz zaman sevgi biçersiniz. Şiddet içerisinde büyüyen ya da şiddete maruz kalan çocukların himayesi için yeni bir sistem geliştirilmeli diye düşünüyorum. Toplum içerisinde şiddet istemiyorsak en başta çocuğa şiddete hem aile içinde, hem okulda, hem çocuk yuvalarında hem çocuk ıslah evlerinde ve çırak çalıştıran işyerlerinde göz yummamamız gerekir. Zihniyetleri, kafa yapılarımızı ve kırıcı dilimizi değiştirmemiz gerekir. Çocuk masaya, sandalyeye, kapıya çarpıp düşüp ağladığında kapıyı döveyim, sandalyeye vurayım geçsin dememeliyiz. Kızımız evlendiğinde ipleri sakın damada kaptırma, oğlumuz evlendiğinde aman ipleri elinde sıkı tut öğütlerini vermemeli ve çifte standardını uygulamamalıyız. Anneler ve babalar erkek çocuklarına kadını sevmeleri gerektiğini, kadınların nazik ve narin canlılar olduğunu öğretmeleri gerekir. Ayrıca okullarda ahlak dersleri mutlaka olmalı, çocuklarımıza ‘iyi ve ahlaklı insan nasıl olur’u öğretmeliyiz. Aslında Türkiye’de kadına karşı şiddetin önlenmesi açısından çok iyi yasal düzenlemeler yapılmıştır. 6284 Sayılı Kanun ile ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi amaçlanmıştır. Yine Türkiye Cumhuriyeti olarak İstanbul Sözleşmesi’ne taraf olunmuştur ki İstanbul Sözleşmesi kadına karşı şiddetin önlenmesi konusunda uluslararası bir sözleşmedir. Bu yasaların uygulanması için de kolluk kuvvetlerimize, savcılarımıza, yargıçlarımıza çok büyük görevler düşmektedir. Hepsinin temelinde yine eğitime çok iş düşüyor. Çocuk aile içinde anne babadan şiddet görüyor, okula gidiyor öğretmenden şiddet görüyor, evleniyor diğer eşten şiddet görüyor, askere gidiyor komutanından şiddet görüyor, işe giriyor işyerinde psikolojik şiddet görüyor, karakola düşüyor polisten şiddet görüyor, bazen mecliste bile hoş olmayan şiddet teşebbüsleri görülüyor, dizi izliyor şiddet seyrediyor. Bu olumsuz davranışlara toplum olarak bir dur dememiz gerekir.
Ben Haber Eylül vasıtası ile 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlamak istiyorum. Kadın aile için, yaşam için, toplum için, sevgi için, barış için tüm güzellikler için vazgeçilmezdir. Kadın olmadan hiçbir şey olmaz, siyasette olmaz. O yüzden meclisimizde kadın milletvekili sayısının çok olmasından yanayım. Ülkemizde hatta dünyada nüfus olarak bile erkeklerden daha fazlayız, temsilde de daha çok olmalıyız. 2015, genel seçimlerinde hangi partiden olursa olsun tüm cesur milletvekili aday adayı bayan arkadaşlarımızı destekliyor ve başarılar diliyorum.

Haber Eylül: Yeni anayasa tartışmalarının yüksek sesle yapıldığı bir dönemdeyiz. Milletvekili seçilirseniz hukukçu kimliğiniz ile anayasa yapım sürecinde mecliste sorumluluk almak ister misiniz?

Jale Taşoğlu: Yeni anayasa yapım sürecinde sorumluluk almayı gönülden istemekteyim. Hep dile getirdiğim gibi 1982 Anayasası antidemokratik bir darbe anayasasıdır. Birçok değişikliğe uğramıştır adeta kevgire dönüşmüştür. Bu anayasanın ivedilikle değişmesi gerektiğine inanıyorum. O yüzden ben yapılacak bu tarihi sivil anayasada sorumluluk almaktan demokrasi adına gurur duyacağım. Anayasamızın bütün toplumsal katmanları kucaklayan kapsayıcı bir anayasa olması gerektiğini düşünüyorum. Demokrasi ve cumhuriyet ilkesini benimseyen, üstünlerin hukukunu değil hukukun üstünlüğünü savunan, cinsiyet eşitliğini koruyan, kuvvetler ayrılığını ve yargının bağımsızlığını benimseyen, insan haklarına önem veren bir anayasa oluşturulması dediğim gibi tarihi bir sorumluluktur ve Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişmesi, toplumda barış ve huzurun sağlanması için büyük bir ihtiyaçtır.

Haber Eylül: Son olarak gençlere mesajlarınız nedir?

Jale Taşoğlu: Gençlerle iletişimim her daim kuvvetlidir ve gençleri çok seviyorum. Öğrencilerimle vakit geçirmek beni gençleştiriyor, dinamizm katıyor. Tabi ki gençler aynı zamanda geleceğimizin teminatıdırlar. O yüzden gençlerimizin geleceklerine sahip çıkmaları istiyorum. Hep söylediğim gibi dürüstlük ve doğruluk, nezaket ve centilmenlik kazandırır, gençlerin bu ilkelerden ayrılmadan yaşamlarını sürdürmelerini tavsiye etmekteyim. Üniversite içerisinde takım çalışmalarında yer almaları; öğrenci kulüplerinde yer almaları kişisel gelişimleri için olumlu olacaktır. 1982 Anayasası ile birlikte maalesef korkuyla yaşayan nesillerin yetişmelerine şahit olduk. Gençlerin artık daha aktif olmalarını öneriyorum. Demokrasi adına kazanımların olduğu ve artarak devam ettiği son dönemlerde gelişen Türkiye’nin inşasında mutlaka yer almalılar, gayret sarf etmeliler diye düşünüyorum. Son dönemde farklı görüşteki gençlerin çatıştığı haberlerini hepimiz yakından takip ettik. Gençlerimiz çok uyanık davranmalılar diye düşünüyorum. Enerjilerini, dinamizmlerini çatışma için değil gelişen, büyüyen Türkiye için kullanmaları gerektiğini savunuyorum. Geçmişte yaşandığı gibi gençlerin arasına nifak tohumları ekmek isteyen çevreler her daim olacaktır, ama bizler bu çirkin planlara prim vermemeliyiz.
Türkiye, AB ortalama genç nüfusuyla karşılaştırıldığında, aynı zamanda çok önemli bir genç nüfusa sahiptir. Bu gelişen Türkiye’nin çok önemli bir kozu diye düşünüyorum. Genç nüfusumuz fazla olduğu için AB ülkelerinin Türkiye’den çekindiğini biliyoruz ve Türklere geçmişte olduğu gibi yine ihtiyaçları olacak. Bende Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gibi genç nüfusun ülkelerin güç göstergelerinden biri olduğu kanaatindeyim. Genç nüfusumuz on yıl sonra yaşlanacak, onları iyi değerlendirmeliyiz. O nedenle Türkiye de teşebbüs kültürünü mutlaka yaratmalı, üniversite sanayi işbirliğini artırmalı, iyi bir eğitim olanağını sağlamalı, esnek çalışma ve istihdam imkanlarını oluşturmalıyız. İzmir bir üniversite kenti haline geldi, turizmde, sağlıkta, tarımda ,sanayide bir marka kent haline geldiğinde istihdam olanakları da artacaktır.
Türkiye’nin genç nüfusundan korkanlar gençlerin enerjilerini nifak tohumlarıyla harcamak isteyenlerin yanında onları zararlı alışkanlıklara itmeye çalışan çevrelerde hep var olmuştur. Son zamanlarda ‘bonzai’ ile gençlerimizi zehirlemeye çalışıyorlar. Beni tanıyanlar bilirler, sigara içen öğrencilerime bile müdahale ederim ve şunu söylerim ‘Sigara ile karşıma çıkan öğrenciler eksi bonus puan alacaklardır.’ Gençlerimize çok güveniyorum. Gençlerimiz ülkemizdeki ekonomik ve siyasi istikrarın önemini fark etmeliler. Tüm gençlere Haziran 2015 seçimlerinde sandığa gidip oy vermelerini öneriyorum. Yönetimde söz sahibi olmak istiyorlarsa seçimlere katılım göstermeleri zorunludur ve aynı zamanda oy kullanmak bir vatandaşlık borcudur diye düşünüyorum. Tüm gençlerimiz ve ülkemiz içinde çözüm sürecinden umutluyum. Son olarak, benim konuşulabilir bir hoca olduğumu biliyorlar, her zaman onların yanında olacağımdan emin olsunlar.

Haber Eylül: Röportaj için teşekkür eder, bundan sonraki çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Jale Taşoğlu: Ben teşekkür ederim.