İsmini Bilmediğiniz, Türkiye’yi Değiştiren Kadın: Gözde Salur

2.289 views
views

Hepimiz biliyoruz ki dünyada adı sanı duyulmasa da insanların hayatlarına etki eden bir çok insan var. Bu insanlardan biri de 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Gözde Salur. Gözde bütün ülkenin yasını tuttuğu Özgecan Olayı’nın sonrasında change.org isimli imza kampanyalarının düzenlendiği sitede Özgecan Yasası kampanyasını başlatan ve 48 saatte 700.000 imza toplamayı başaran kişi olarak biliniyor. Ege Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyan Gözde’nin ortaya attığı ‘Özgecan Yasası’, Türk Ceza Kanunu’nun cinsel saldırı suçlarını düzenleyen 102. Maddesindeki, “iyi hal ve haksız tahrik” indirimlerinin kaldırılmasını öngörüyor. Biz de Haber Eylül olarak Gözde’nin hikayesini kendi ağzından duyma şerefine erişelim istedik ve bir röportaj yaptık. İşte detayları:

 

Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğin için teşekkürler, hemen konuya geçelim. Sürecin nasıl başladığından biraz bahseder misin?

Tabii ki. Özgecan olayı olduğunda ben de herkes gibi çok üzülmüştüm ve ben de ailesinden uzakta üniversite okuyan bir kadınım. Bu yüzden beni derinden etkilemişti. İzmir gibi bir yerde yaşıyor olsam da gündelik hayatta bu tür tacizlerle karşılaşıyoruz bazılarımız tecavüze uğruyor.  Kadına karşı yapılan aptal saptal hareketlere maruz kalabiliyoruz. Daha sonra bir anda aklıma daha önce change.org’ta yapılan imza kampanyaları geldi, daha öncesinde de çoğuna destek vermeye çalışıyordum zaten. Böyle bir imza kampanyası başlatmak istedim, çünkü Türkiye’de çoğunlukla taciz ve tecavüz davalarında iyi hal ve tahrik indirimleri uygulanıyor. Bu olay da herkesi derinden etkilediği için Özgecan’a bunu yapan kişilerin herhangi bir indirim almamalarını sağlamak için bir kampanya başlattım. İlk ortaya çıkan metin daha çok duygusal olarak yazılmıştı. Daha sonra kampanya iki günde 700.000 imzaya ulaşılmıştı ve kısa bir sürede 1 milyondan fazla imza toplandı. Durum böyle olunca change.org ve başka insanlar benimle iletişime geçti. Metni hukuka daha uygun bir hane getirdik. Başta ağırlaştırılmış müebbet istedik Özgecan’ın katilleri için. Daha sonra bu kadar destek görünce bunu kadın cinayetleri, taciz ve tecavüz davalarına kadar genişletelim istedik. Adına da Özgecan Yasası ismini verelim dedik.

Daha sonra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’yla iletişime geçmek istedik ancak onlar uzun bir süre görüşmek istemedi, cevap vermedi. Daha sonra üzerine gittiğimizde bu olayın, bu sefer de Bakan yardımcısının imzaları kabul edeceği söylendi ki bu kabul edilemez bir şeydi bizim için. Bizzat bakanın kendisinin kabul etmesi gerekiyordu biz de bu yüzden kabul etmedik. Bunun dışında farklı yerlerde farklı röportajlar, telefon bağlantıları, reklamlar ve ünlü isimlerin sosyal medya hesaplarında Özgecan’ın katillerine gösterilen tepkiler ile sesimizi duyurduk.  Hala Özgecan Yasası çıkmış değil. Peşini bırakmayacağız elbette.

 

Özgecan Yasası’nı düzenlerken toplumda karşılaştığın tepkiler ve karşılaştığın kişilikler nasıldı?

Aldığım tepkilerin çoğu çok güzeldi, bir çok insan beni destekledi. Burada beni çok sevindiren şey de kadınların olduğu kadar erkeklerin de olduğu destek ve bunun arkasında durmasıydı. Kadınların güvenliklerinin sağlanması, iyi hal ve tahrik indirimlerinin olmaması gerektiğiyle ilgili çok fazla destek geldi. Bu konuda kadınların daha fazla destekleyip daha fazla tepki göstermesini beklersiniz çoğunlukla ama erkeklerin tepkileri gerçekten yoğundu. Çok destek oldular. Tepki gösteren kadınların olduğu gibi sessiz kalan kadınlar da oldu. Aslında en üzücü tarafı da budur. Biz kadınlar olarak kesim ayırt edilmeksizin tacize ve tecavüze maruz kalıyoruz, bugün bir kadının susması yarın başka bir kadını hatta belki kendisini bile kurban edebilir. Bunların farkında olunması gerekiyor. Toplumda kadınlar olarak olarak rahat bir şekilde yaşayabilmemiz için kadınların daha fazla destek olması gerektiğini düşünüyorum.

 

Özgecan Yasası’nın amacına ulaştığını ya da ulaşacağını düşünüyor musun?

Ben her zaman şunu söyledim:

Kampanya başladığından beri  çok destek gördüm. Benim için ne zaman Özgecan Yasası çıkarsa kampanya amacına ulaşmış olur. Şu an için baktığımızda Özgecan’dan önce görülen davalarda ve mahkemelerde bir çok kişiye iyi hal ve tahrik indirimi uygulandı. Örneğin, Diyarbakır’da 70 yaşında görme engelli bir kadına tecavüzde bulunuldu ve bu kişinin tecavüzcüsüne iyi halden dolayı indirim yapıldı. Özgecan davasında sanıklara ağırlaştırılmış müebbet verildi. İyi hal ve tahrik indirimi almadılar. Bu başlangıç için iyi bişey, Özgecan’ın davasından sonra görülen başka bir davada yine sanıklara ağırlaştırılmış müebbet verildi. Bu da bir başarı gibi geliyor. Mahkemeler, adalet kurumları olması gereken yerler, insanların tepkilerini görmeye başlıyor ve artık halkın buna sessiz kalmadığını görmeye başlıyor. İyi hal ve tahrik indirimleri daha az uygulanmaya başladı. Asıl başarı Özgecan yasası çıktığında olacak elbette.

 

Adalet sisteminin eksiklikleri dışında tecavüz ve tacizi indirgemenin yolları neler peki sana göre?

Tecavüz ve tecavüz olayları aslında toplumsal olaylardır. Toplumu oluşturan bireylerin oluşmasının ilk adımı da ailedir. Bireyin eğitimi ilk önce ailede başlar. İlk eğitimi, isterseniz buna terbiye isterseniz ahlak deyin ilk önce aileden alırız. Bunun içeriğinde insana, kişiye, hayata ve varlıklara saygı gibi bir sürü şey ekleyebilirsiniz. Türk toplumunun ataerkilliği ise bunlara büyük bir çomaktır. Bireyin gelişim süreçlerinde hep kadınlar geri plana atılırken erkekler ön plandadır. Kızım düzgün otur, eteğini topla, bacaklarını kapat, oğlum pipini göster, erkektir yapar gibi davranışlar daha sonra cinsiyetçiliği perçinler. Erkek istediği her şeyi yapabilir ama kadın edepli ve adaplı olmak zorundadır algısı yaratılıyor.

Asıl sıkıntı ise bu noktada başlıyor. Bu erkekleri ve kadınları yetiştiren de çoğunlukla yine kadınlar. Doğurduğumuz kişiler hemcinslerimize tecavüz ediyor, hemcinslerimizi öldürüyor. Erkek egemen toplumun erkek egemen ailesindeki baba figürü perçinler bu davranışları çoğunlukla. Çocuklarımıza kadın ve erkeğin eşit olduğunu öğretmemiz, ahlak dediğimiz olgunun ise kişinin kafasında bittiğini anlatmamız gerekiyor. Bir erkeğin istediği her şeyi yapamayacağını ve kadınların “edepli ve adaplı olması” gerekmediğini her zaman hatırlatmamız gerekiyor. Bunları öğrettikten sonra da ülkemizdeki bu akıl almaz cinsel açlığa çare bulunması gerekiyor.

 

Cinsel açlıktan bahsettin biraz önce, buna çare olarak ne gösterebiliriz peki sence?

Toplumumuzda şöyle bir sıkıntı var, cinsellik kavramı bir ortamda oturduğunda kısık sesle konuşman gereken  bir şeydir. Daha doğrusu kadınların yanında konuşulmaması gerektiği, erkek ortamlarında bağıra çağıra anlatıldığı bir olay gözüyle bakılıyor. Cinselliğin kadın için de erkek için de gayet normal, eşit ve varoluşundan beri bir parçası olan bir olaydır.

Eğitim sistemimizde bile cinsellik bir tabu haline geldi. Cinselliğin ne olduğunun anlatılması yerine nasıl giyinilmesi nasıl oturulması gerektiği anlatılır oldu. Fen bilgisi derslerinde bir ders saatini bile doldurmadan anlatılıp geçildiği, bazen bunun bile yapılmadığı bir şey haline geldi. Cinsel eğitimin verilmemesi bilgisizliği, bilgisizlik de sorumsuzluğu doğuruyor. İnsanın bilinç altına ittiği cinsellik, bir yerden sonra patlak veriyor. Bu da yapabileceği en ilkel şekilde dışa vurmasına neden oluyor insanın. Bir yerden sonra etek giyen, eteği geçtim pantolon giyen bir kadını gördüğünde tahrik olmaya başlıyor. Etek giydi tahrik oldum tecavüz ettim gibi saçma sapan sebeplerle tahrik indirimi de alınınca bu davranış perçinleniyor. Etek dediğimiz giysinin tahrik olunacak bir şey olmadığını, tahrik olsan bile kadına dokunmaman hatta rahatsız edici şekilde bakmaman gerektiğini öğretmemiz şart.

 

Toplumdaki bu cinsel açlık beraberinde cinsiyetçiliği de doğuruyor. Peki bununla nasıl savaşılmalı?

Bunu örneklerle anlatmak daha doğru olur sanırım. Mesela toplumuzda edilen küfürlerin çoğu cinsiyetçidir, kadın bedeni üzerinden oluşturulur. Kadınlık ve kadın kişiler, kadınlığının dışında eşya konumuna getirilip kullanılır. İnsanların biraz daha bilinçlendirilmesi gerekiyor. Eğitim sistemimiz ve ailemiz dışında okuyup bilinçlenmeden bu biraz imkansız. Futbol maçlarında cinsiyete, kadınlığa ya da kadın bireylere edilen küfür içerikli tezahüratları buraya dizmeye gerek yok bence şimdi.

Diğer bir örnek ise bazı terimler. Kız futbol/voleybol vs. takımı değil kadın takımı, bilim adamı ya da kadını değil bilim insanı kelimelerinin kullanılması gerekir. Erkek hemşireler için hemşir denmesi de bir örnektir. Cinsiyetten çok insanlığa telkin edilmeli dil olarak. Buradan TDK’ya da selam söyleyelim.

Röportaj teklifimizi kabul ettiğin için tekrar çok teşekkürler. Çok keyifli bir sohbetti. Söylemek istediğin son bir söz var mı?

İnsanların bu tip konularda daha duyarı olmalarını ve daha çok destek vermeleri gerektiğini düşünüyorum.Çünkü dediğim gibi bu toplumumuzun ortak büyük bir problemi. Bunun üstesinden hep beraber ancak gelebiliriz. Röportaj için ben teşekkür ederim. Ben de çok keyif aldım.