İngiltere Referanduma Gidiyor

923 views
views

İngiltere, 1973 yılında Başbakan Edward Heath yönetimindeki Muhafazakar Parti iktidarında AB üyesi olmuştu. Avrupa’nın bu önemli ülkesinin AB’yi kurma süreci içinde yer almaması ve sonradan üye olması bize bir şeyler anlatıyor. Ülkenin AB’ye üye olmasından günümüze kadar bu üyeliği sorgulayan, şüphe ile karşılayan ciddi bir seçmen kitlesi var oldu. Nitekim, 1974 yılında iktidara gelen İşçi Partisi referendum vaadi çerçevesinde 1975’te referendum düzenlemişti. 1975’te Harold Wilson Başbakanlığında yapılan referandumda seçmenlerin yüzde 67’si AB içinde kalma yönünde oy kullanmıştı. İşçi Partisi’nin sol kanadı (Tony Benn, Michael Foot, Barbara Castle gibiler) “AB’ye hayır” kampanyası yürütmüştü. İşçi Partisi AB konusunda ciddi bir bölünme yaşamıştı. Muhafazakar Parti’nin bazı milletvekilleri de “hayır” kampanyasına destek vermişti.

1975 referandumu ile İngiltere AB içinde kaldı ama entegrasyon süreçlerine tam olarak katılmadı. Euro’ya geçiş ve Schengen bölgesi dışında kaldı. AB’nin bu büyük entegrasyon adımları İngiltere olmadan atıldı. Almanya ve Fransa AB’nin lokomotifi görevini yerine getirirken İngiltere’nin konumu hep farklı oldu. Bir ayağı AB içinde, bir ayağı AB dışında görünümü verdi. Görünen o ki bu durumun devam etmesi zor. Ülke ya AB içinde kalacak, ya da dışa çıkacak. AB karşıtı UKİP’in güçlenmesi konuyu daha acil hale getiriyor. Muhafazakar Parti’nin AB karşıtı kanadını da hesaba katmak gerek. Konu ekonomik, politik ve sosyal yönleriyle yoğun olarak tartışılacak. Acaba İngiltere AB’den boşanacak mı? Bu konu sadece İngiltere ve vatandaşları için değil, AB ve uluslararası politika açısından son derece önemli.

Şunu hatırlamakta yarar var. 400 yıl dünyaya hükmeden Avrupa şimdi hızla önemini yitiriyor. Dünya Çin dönemine giriyor. ABD, Çin’in hızlı yükselişi karşısında dikkatlerini Pasifik bölgesine yöneltiyor. Oluşmakta olan bu “yeni” dünyada Avrupa’nın ağırlığı olması için birlik içinde olması şarttır. İngiltere’nin AB’den ayrılması hem AB’nin, hem de İngiltere’nin uluslararası politikadaki önemini azaltacak. Yani, İngiltere’nin ayrılması ne AB’nin, ne de Londra’nın yararına olacak. Bir entegrasyon projesi olarak AB’nin önemli prestij kaybına uğrayacağı muhakkak. AB içinde aşırı sağ, yabancı düşmanı güçler zaten yükselişte. Son Avrupa Parlamentosu seçimlerinin sonuçlarını hatırlayalım. İngiltere’nin ayrılması durumunda AB içinde aşırı sağ daha da güçlenecek. AB karşıtı söylemler daha ön plana çıkacak. “Gemisini kurtaran kaptan” anlayışıyla her ülke kendi çıkarlarını ön plana çıkaracak. Avrupa düzeyinde işbirliği zayıflayacak. Birleşik bir Avrupa’nın yerini bölünmüş ve dünyada önemini yitirmiş bir Avrupa alabilir. İngiltere’nin AB’den ayrılması ile birlikte Sterlin’de değer kayıpları yaşanması muhtemel.

Olası bir referandumda seçmenlerin tercihini en fazla etkileyecek konu İngiltere’nin AB üyeliğinin ekonomik yönü olacak. İngiltere Euro üyesi olmasa da AB ile yoğun bir ekonomik karşılıklı bağımlılık içinde. Dış ticaretinin önemli bir bölümü AB ile. UKİP ve AB’den çıkma yanlısı muhafazakarlar, AB’den çıkışın İngiltere ekonomisi için iyi sonuçlar doğuracağını savunuyorlar. AB üyeliğinin maliyetinin çok yüksek olduğunu iddia ediyorlar. AB içinde kalmaktan yana olanlar ise ayrılmanın ekonomiyi olumsuz yönde etkileyeceğini vurguluyorlar ve AB üyeliğinin ekonomik yararlarını hatırlatıyorlar. Herkes kendi görüşünü destekleyen istatistikler buluyor. Örneğin, Başbakan Cameron’un AB’den İngiltere’ye göçü sınırlayacak tedbirler getirmek istemesi karşısında dün son 10 yılda AB’den İngiltere’ye göçün ülkeye 20 milyar Sterlin kazandırdığı haberleri vardı. Bilindiği gibi Almanya Cameron’un bu isteğine sert tepki göstererek serbest dolaşım ilkesine dokunulmasına izin vermeyeceği mesajını iletti ve İngiltere’ye kapıyı gösterdi.

Garantör güç olarak ve üsleri ile İngiltere’nin Kıbrıs’la önemli ilişkileri, Kıbrıs’tan çok sayıda insanımızın orada yaşamakta olması, AB ile ilişkilerimiz ve AB pasaportunun sağladığı olanaklarla İngiltere’de öğrenim gören, çalışan insanlarımız nedeniyle konu bizi de yakından ilgilendiriyor.

AB’nin İngiltere’ye kattığı bir değer olmadığını AB dahi biliyor. Ama İngiltere AB için çok büyük bir öneme sahip. Sonuçta ne kadar bugün hala pek söyleyen olmasada “Üzerinde güneş batmayan hala tek ülke.” Dili dünyanın her yerinde biliniyor ve ister istemez kültürünü de yanında götürüyor. AB’den çıkış ile İngiltere’nin kaybedeceği bir şey yok ama bakalım AB İngiltere’nin şartlarını olduğu gibi yoksa değiştirerek mi kabul edecek? Cameron’ın her zaman dile getirdiği özgürlüğü kazanabilicekler mi hepsini 23 Haziran’daki referandumdan sonra göreceğiz.