Hayat = Su

1.514 views
views

Bugünlerde havanın yağmurlu olmasına üzülmek ya da isyan etmek acaba doğru mu? Yazın çabuk gelmesi ve bir an önce tatile çıkma düşüncesi geleceğimiz için vahim bir gerçeği göz ardı etmemize yetip de artıyor değil mi?
Bahsetmek istediğim şu ki giderek kentleşiyoruz… Her yıl milyonlarca insan kırsal kesimlerden şehirlere göç ediyor Dünya’da.
Bu aslında bugün işçi sınıfının yarınlar da tüketici sınıfında kişilerin artacağına işarettir.
Çünkü şehirlileşmek, kentleşmek demek tüketimi de beraberinde getiriyor.
Elbette bu tüketicilik pek çok ürün, eşyada söz konusu. Bunların arasında insan oluşumuzdan
ileri gelen en önemli tüketim maddemiz “temiz su”dur. Giderek kentleşiyoruz ve bu kentlerde yaşayan
insanların sayılarının da artmasıyla beraber temiz su sıkıntısı da artmaya başladı. Son zamanlarda
ülkemizde de benzer sorunlar yaşadık. Peki gerçekten su savaşları yaşanabilir mi? Temiz suyun kullanımında
bizi ne gibi yenilikler bekliyor?
Temiz su sıkıntısı aşılabilir mi?
Dünya’daki su kaynaklarının sadece %2.5 civarının temiz su olduğu ve bu yüzdenin de üçte ikilik kısmının
buzullarda hapsolduğu düşünüldüğünde giderek artan nüfus, kentleşme ve bunlara paralel olarak küresel
iklim değişikliği sürecinde olmamız açık ve net bir şekilde insanlığın gelecekteki en büyük ortak sorunu
olarak susuzluğun olacağı görülebilir. Biraz daha detaylandıralım. Bu %2.5 oranın kalan diğer üçte birinin
%0.008′ini ise yağmurlar oluşturmaktadır ve yağmurların da üçte biri buharlaşarak kaybolduğundan bu kısmını
kullanamıyoruz. Tüm bunların üstüne üstelik de dünyamız üzerinde bulunan temiz su kaynaklarının bir de temiz suyun
bulunduğu bölgelerle insanların yoğun yaşadığı yerler arasındaki uyumsuzluğu göz önüne aldığımızda ne kadar zor
bir durumda olduğumuzu daha iyi anlayabiliyoruz. Şöyle ki dünya nüfusunun %60′ından fazlasına sahip Asya kıtası,
bu kullanılabilir suyun %36′lık bir kısmına sahip. Öte yandan dünya nüfusunun %6′sına karşılık gelen Güney Amerika
kıtasında kullanılabilir suyun %26′sı bulunmaktadır. Sadece Amazon nehri ise tüm dünya üzerindeki kullanılabilir
suyun %15′ini oluşturmaktadır. Hâl böyle olunca dünya üzerinde kısıtlı da olsa var olan su kaynaklarının yoğun nüfusun
olduğu bölgelerden uzak olması ve bu su kaynaklarının taşınamayacak olması sebebiyle mega kentler gerçek bir krizle
karşı karşıya kalabilirler.su-kuraklik-manset
Ülkelerin yöneticilerinin siyasi çıkarlarını üstün tuttuğu bu dünyada iklim değişikliği süreci de ele alındığında
şimdilerde milyonlarca insanın açlıkla boğuşması gibi yakın gelecekte milyonlarca insanın susuz kalması da gerektiği
önemi alamayacak. Ta ki bu sorun gerçekten patlak verdiğinde herşey değişebilir. Yine de insan nüfusunun çok hızlı artışı,
küresel iklim değişikliği sürecinin varlığı bizi tek bir soruna götürüyor: susuzluk. Öte taraftan nanoteknoloji, genetik gibi
alanlardaki gelişmelerin de katkılarıyla su sıkıntısının çözümünde belli ilerlemeler sağlayabileceğiz ama bu gelişmeler
tüm dünyayı aynı anda etkileyebilecek mi? Yani kimler bu teknolojilerden faydalanabilecek? Avrupa mı Afrika mı?
Hangi kıt’ada insanların canı ve geleceği daha değerli?