RÖPORTAJ

Evrim Ağacı

evr

1- Sizi yakından tanımak istersek Evrim Ağacı ailesi kimdir? Kimlerden oluşmuştur ve gayesi nedir? 

 

Merhabalar. Öncelikle böyle güzel bir dergiyle röportaj yapma keyfini bize sunduğunuz için teşekkür ederiz.

Evrim Ağacı, Kasım 2010’da benim ve birkaç yakın arkadaşım tarafından kurulan bir aydınlanma projesidir. Temel olarak, halkımız arasında yaygın olarak sürdürülen bilim karşıtı, evrim düşmanı yaklaşımlarla laf dalaşıyla uğraşmadan, halka doğrudan bilimi, bilimin içinden gelenler aracılığıyla  taşımak için başlatılmış bir projedir. Evrim Ağacı, iki düzlemde çalışmaktadır: normal yaşantı ve sanal âlem. Normal yaşantımız içerisinde, çekirdek kadromuzu oluşturan hemen herkes ODTÜ Biyoloji Bölümü veya ODTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğrencisidir. Evrim Ağacı olarak halkımıza bilimi taşıyabilmek adına birçok etkinliğe imza attık. Her yıl ODTÜ Biyoloji ve Genetik Topluluğu çatısı altında Ulusal Evrim Konferansı düzenlemekteyiz ve bu yıl 8.’sini düzenleyeceğiz. Her birine yurtdışından çok saygın bilim insanlarını getirmekte ve insanlarımıza bilimi kulaktan dolma bir şekilde değil, birinci ağızdan öğrenme şansı sunmaktayız. Ayrıca Evrim Ağacı olarak farklı illerde, farklı üniversite ve liselerde sunumlar, paneller, eğitimler düzenleyerek evrimsel biyolojiyi, boş tartışmalara ve bilgisiz argümanlara girmeksizin, doğrudan aktarmaktayız. Sanal ortamda ise Evrim Ağacı çok daha geniş bir ailedir. Bu röportajı yaptığımız an itibariyle 62.000 okurumuzla Türkiye’nin en büyük evrimsel biyoloji Facebook sayfası olarak yayın hayatımızı sürdürmekteyiz. EvrimAğacı.org sitemiz üzerinden yayınladığımız, çoğu tarafımdan yazılmış olan 400’den fazla makale ve 4000’e yakın görsel bilgi ile Türkiye’nin en büyük evrimsel biyoloji arşivi olarak da büyümeyi sürdürüyoruz. Facebook üzerinden bizi takip eden her okurumuzu, ekibimizin ve ailemizin bir parçası olarak görüyor, buna göre davranıyoruz. Bunun haricinde Evrim Ağacı olarak Türkiye’de birçok sosyal sorumluluk projesini de desteklemeye ve yenilerini yaratmaya çalışıyoruz. Tüm bunlar haricinde, burada tek tek sayamayacağım kadar fazla bilimsel faaliyet içerisinde yer alarak, Türkiye’deki bilimsel anlayışın modern standartlara en azından bir miktar daha katkı sağlayabilmesine uğraşıyoruz. Bu çabalarımız, açıkçası karşılıksız da kalmıyor. Evrim Ağacı olarak Avrupa Evrimsel Biyoloji Cemiyeti (ESEB) tarafından maddi ve akademik olarak desteklenen ilk öğrenci grubu olma şerefine de eriştik. Ayrıca ESEB, bizim kalitemizi denetlemek üzere seçtiği iki akademisyenin hazırladığı raporun özetini de geçtiğimiz aylarda bize iletti ve iki akademisyen de, çalışmalarımızın “yüksek kalitede” olduğu dönüşünü yaptı. Tüm bunlar, tabii ki bizi oldukça sevindiren gerçekler. Kısaca Evrim Ağacı, köklerini ODTÜ’den alan ve dallarını tüm Türkiye’ye uzatan kapsamlı bir aydınlanma projesidir.

 

images2- Evrimi sosyal medyadan veya kulaktan dolma olarak duyan-bilen ve anlamaya çalışan biz ve bizim gibi kişiler için evrimi nasıl anlatabilirsiniz?

 Evrimi aslında anlaması o kadar basittir ki, bu kadar tantanaya dönüşmüş olması bile, bilim düşmanlarının kutlaması gereken bir zaferdir bize göre. Çünkü evrim teorisi, tamamen mantıklı bir dizi gözlem üzerine kurulmuş bir teoridir ve içerisinde elbette eksikler ve anlaşılamayan noktalar olsa da, sıradan bir insanın rahatlıkla anlayabileceği tüm içeriğe sahiptir. Basitçe anlatmak gerekirse evrim, türlerde nesiller içerisinde meydana gelen değişimlerdir. Bu basit tanım, kademeli olarak genişletilerek daha karmaşık tanımlara ulaşılabilir (tıpkı evrimin canlıları basit bir başlangıçtan, karmaşık bir yapıya dönüştürmesi gibi). Örneğin, türlerden bahsederken aslında kastettiğimiz türlerin içerisinde bulunan bireylerin genlerinin toplamıdır. Biz buna “gen havuzu” adı veririz. Bir popülasyon (canlı grubu) içerisinde bulunan tüm genler, bu hayali “havuz”da toplanır. Bu genler, çeşitli genetik mekanizmalardan ötürü sürekli değişirler. Bu mekanizmalara evrimin “çeşitlilik mekanizmaları” adını veririz. Bunlar arasında mutasyonlar, crossing-over, transpozon sıçramaları, genetik göç gibi birçok doğa gerçeği bulunur. Dolayısıyla, kaçınılmaz olarak bir popülasyonun genleri sürekli olarak değişir. Ancak bu, tek başına evrim için yeterli değildir. Bu genetik çeşitliliğin, başka doğa yasaları tarafından seçilmesi gerekir. Bunlara, genel olarak “seçilim mekanizmaları” adı verilir. Doğal Seçilim, Yapay Seçilim, Akraba Seçilimi, Cinsel Seçilim bunlardan en net tanımlanmış olanlarıdır. Bunlar, basitçe, belli bir türün, belli grupları içerisinde, belli bir zaman diliminde ve belli bir çevrede “en uyumlu olan” bireylerini seçerler. Bu seçim, bilinçli bir seçim değildir. Biz, insanlar olarak doğayı gözleriz ve bir “seçme” olduğu kanısına varırız. Hâlbuki tüm türler ve tüm bireyler doğar, yaşar, ürer ve ölür. Ancak bu döngüyü, türün bazı bireyleri, diğer bireylerine göre genetik yapılarından ötürü daha kolay ve başarılı bir şekilde gerçekleştirebilirler. Bu “uyumlu” bireyler, kendilerini “uyumlu” kılan genleri daha kolay gelecek nesillere aktardıklarından, her nesilde o ortama daha uyumlu bireyler popülâsyonda sayıca artar, uyumsuzlar ise giderek elenir. İşte bunun sonucunda, yüzlerce ve binlerce nesil içerisinde, popülasyonların gen havuzu, öncekine göre ciddi miktarda değişmiş olur. İşte evrim, bu değişimdir. Yani evrimde illa bir dinozorun kuşa evrimleşip uçmaya başlaması gerekmez. Evet, evrim tarihinde bu tip devasa değişimler de, çok uzun zaman dilimlerinde gerçekleşmiştir. Ancak bu kadar büyük zaman dilimlerine gitmeye gerek yok. Günümüzde herhangi bir türün birkaç nesil içerisindeki genetik değişimlerine bile bakarak evrimi görmek mümkündür. Elbette, birkaç nesilde göreceğiniz evrim, gözle fark edilir miktarda olmayabilecektir (ki olan da birçok örnek vardır). Ancak bu ufak birikimler, çok fazla sayıda nesilde incelendiğinde, ciddi değişimler olarak karşımıza çıkarlar. Bu değişimleri de genetik yöntemlerle ve bulunan fosillerle, bugüne kadar istisnasız olarak doğrulamayı başardık. İşte kısaca ve en sade haliyle evrim budur.

3- Evrim hala boşluklar ve soru işaretleri ile dolu bir teori mi yoksa artık bilimsel olarak ispatlanmış ve kabul edilen bir gerçek midir?

 Bu soru, bilim camiasında hiç tartışılmayan bir soru aslında. Halk arasında bu kadar fazla sorulması ve tartışılması, kavramların insanlar tarafından bilinmemesinden kaynaklanıyor. Evrim Ağacı olarak çözmeye çalıştığımız ana noktalardan birisi de tam olarak bu. İlk olarak şunu bir temizleyelim: “evrim” ile “evrim teorisi” birbirinden farklı şeylerdir. Evrim, bir doğa yasasıdır, bir gerçektir. Tıpkı kütle çekimi gibi… Bir topu serbest bırakırsanız yere düşer. Bir canlı türünü nesiller boyunca değişen bir ortamda bırakırsınız, evrimleşir. Bu, bu kadar nettir ve bunu günümüzde tartışan aklıselim sahibi tek bir bilim insanı bulamazsınız (halk arasında tartışılıyor olsa da). Evrim Teorisi ise, bu doğa gerçeğini (evrimi) açıklamak üzere geliştirilmiş bilimsel açıklamalar bütünüdür. Evrim teorisi, bilim tarihinin gördüğü en güçlü teorilerden biridir ve pratik olarak çürümesi mümkün değildir. Ancak tabii ki içerisinde halen boşluklar vardır, bunu göz ardı edemeyiz. Ancak bu boşlukları da insanlar yanlış anlıyor. Örneğin “Madem insanlar maymunlardan evrimleşti, neden maymunlar hala var?” gibi bir sorunun soruluyor olması, evrimde boşluk olduğunu göstermez. Olsa olsa, bunu soran insanın evrim teorisi hakkında hiçbir şey bilmediğini gösterir (tabii ki öğrenmek için soruluyorsa bu soru, ona saygımız sonsuzdur; ancak çoğu zaman ne yazık ki insanlar aklı sıra bu soruyla evrimi çürüteceklerini sanmaktadırlar). Bu boşluklar, genellikle “Homo erectus ile Homo habilis arasındaki ilişki nedir?” gibi daha teknik ve hedefe yönelik boşluklardır. Yani bilim camiasının hiçbir köşesinde “Acaba insan evrimleşti mi?” diye bir sorunun tartışıldığını görmezsiniz, tıpkı “Acaba topu bıraksak yere düşer mi?” sorusunun tartışılmadığı gibi. Ancak “Topu bıraktığımızda yere düşmesinin tam sebebi nedir?” sorusu halen tartışılmaktadır; tıpkı evrimin tam olarak nasıl ve ne yöntemlerle olduğu, hangi mekanizmanın daha güçlü etki ettiği, vb. soruların tartışıldığı gibi. Özetlemem gerekirse, sorunuzun genel halkın bilgi düzeyindeki cevabı; “Evet, evrim net bir şekilde kanıtlanmış bir doğa yasasıdır ve evrim teorisi de bu gerçeği açıklamak için verdiğimiz teorik olarak 2000 yılı aşkın, pratik olarak 150 yılı aşkın çabanın bir ürünüdür.” olacaktır. Öyle ki, günümüzde evrimsel biyolojinin gerçekleri artık biyolojinin sınırlarını aşmış ve ekonomide, mimarlıkta ve mühendislikte bile kullanılmakta ve bu alanlardaki çalışmalarla bile gerçek olduğu ispatlanabilmektedir. Dolayısıyla artık evrimle ilgili şüpheye yer yoktur. Ancak elbette, evrimsel biyolojiye katkı sunmak isteyen biri, az önce bahsettiğimiz gibi daha teknik ve hedefe yönelik sorulara akademik boyutta cevaplar arayabilir. Bunu yapmanın yolu da, bu işin yüksek lisans ve doktorasını yaparak, bilim camiasında çalışmalar yürütmektir. Yoksa internette klavye başında yazmayla bilim üretilemeyeceği gibi, bilim çürütülemez de… Bunun yüzlerce yıldır uygulanan bir yöntemi, bir metodolojisi vardır ve bu takip edilmek zorundadır. Eğer ki evrimi çürütecek bir iddianız olduğunu düşünüyorsanız, makalenizi ve araştırmanızı yazar, deneylerinizi ve gözlemlerinizi ortaya koyar, hakemlerce denetlenen dergilere gönderir ve bilim camiasının tartışmasına açarsınız. Ancak klavye başında evrimi çürütme çabalarını bırakıp bilimin içerisine gerçekten girdiğinizde göreceksiniz ki, evrim gibi bir doğa yasasını çürütmek, topu bıraktığınızda normal şartlar altında yere düşmeyeceğini ispatlamaktan daha bile zordur. Tabii ki herkes istediğini deneyebilir. Sonuçları hep birlikte göreceğiz. 150 yıllık evrimsel biyoloji tarihinde, evrimi çürütebilen tek bir insan çıkmadı (zira dediğimiz gibi, bu boş bir çabadır ama deneyebilirsiniz). Evrim Teorisi son 150 yılda oldukça değişti (bilimin katkıları sayesinde), ancak o da çürümedi, tam tersine çok daha güçlendi ve kapsayıcı hale geldi.

 

 

mmm4- ” Şunu hala açıklayamadılar”, “buna cevap bulamadılar” “yani simdi maymundan mı geliyoruz” gibi sorularla karşılaştığınızda tepkiniz ne oluyor? Evrim konusu için böyle sorular gerektiren durumlar hala var mı?

 Eskiden bunlarla karşılaşınca ister istemez sinirleniyorduk. Ancak akademinin basamaklarını tırmandıkça, insanın hayata bakış açısı ve duyguları da giderek bilimsel bir temele çekiliyor. Şu anda bu soruları görünce sadece üzülüyor ve acıyoruz. Çünkü bir insan, zekâsına bu kadar sert bir şekilde hakaret etmemeli. İnsan beyni, galaksideki en karmaşık sistemlerden biri ve bu beynin potansiyelini, bu kadar boşa sarfediyor olmak, insanlık için büyük bir kayıp. Ne yazık ki teknoloji ve vahşi hayattan kopuş, insanı kolaya ve kolaycılığa alıştırdı. Artık düşünmüyoruz, sorgulamıyoruz, sadece itaat ediyoruz. Çünkü itaat ettikçe karnımız doyuyor, başımız belaya girmiyor. Bunun en vahim sonuçlarından biri de, düşünme mekanizması tamamen kırılmış insan yığınlarının birikmesi. Bu yığının tek sorabildiği soru, sizin bahsettiğiniz sorular ve iddialar. Bilimin açıklayamadıkları şeyler yok mu? Açıklayabildiklerinden binlerce kat fazla açıklayamadığı konu var, bu kadar net konuşabiliriz. Ancak zaten bilimin “bilim “olmasının sebebi bu değil mi? Her şeyi açıklayabilirsek, zaten “bilim” diye bir şey kalmayacak geriye. Ancak şu da bir gerçek: bilimin ortaya koyduğu bilgi birikimi, şimdiye kadar insanlığın geliştirdiği hiçbir sistemin yanına yaklaşamayacağı kadar fazla miktarda. Eğer ki bugün 25 yaşında ölmüyorsanız, bunu sadece bilime borçlusunuz (zira bundan 3-4 asır önce İngiltere gibi ülkelerde bile doğan bir bebeğin ortalama beklenen ömrü bu civardaydı). Dolayısıyla, 45 derece ateşle ölmeye ramak kalmışken hastanede hayata döndürülüp, iki gün öksürdüğünüzde bilimin ürettiği ilaçlara başvurup, otomobilleri, telefonları, uçakları kullanıp, iş evrimsel biyolojiye geldiğinde “ama bunu açıklayamadınız”, “fosiller yok”, “maymundan mı geliyoruz” gibi yalan yanlış cümleler sarf etmek, sadece insan zekâsına hakaret değil, aynı zamanda iki yüzlülüktür de… Bunu görmek artık bizi üzüyor. Dolayısıyla sinirlenmiyoruz, elimizden geldiğince açıklamaya çalışıyoruz; ancak zorla bilim öğretilmez. Genelde bunları ileri sürenler bilgiye kapalı, itaate açık insanlar oldukları için, ne yazık ki elimizden de fazla bir şey gelmiyor. Zaten Evrim Ağacı olarak amacımız asla bu insanlara bir şeyler öğretmek olmadı; buna çabalayan yüzlerce sayfa var zaten. Biz, bu gibi insanlardan 1 tanesine harcayacağımız enerjiyle, bilgiye açık 100 kişiye bilimi ulaştırabileceğimize inanıyoruz. Bu yüzden bu gibi saçmalıklarla zaman kaybetmeden, yolumuza devam ediyoruz.

5- Evrimin inançlara kesişmesi size nasıl yansıyor? Bu konuda maruz kaldığınız serzenişler oluyor mu? 

 Bize açıkçası hiçbir şekilde yansımıyor. Elbette aralıklarla bizi “ateist” olarak yaftalamaya çalışan insanlar oluyor; ancak bunları kolaylıkla savuşturabiliyoruz. Çünkü Evrim Ağacı’nı birkaç saatten fazla takip eden biri kolaylıkla fark edecektir ki, Evrim Ağacı’nın dinlerle alıp veremediği bir şey yoktur. Çünkü ikisinin, apayrı alanlar olduğunu düşünüyoruz. Bunları birbiriyle barıştırmaya çalışmak bize anlamsız bir çaba gibi geliyor. Bilim gerçeklerle ilgilenir, var olan şeyler bilimin alanıdır. Din ise, insanların evrimsel süreci içerisinde psikolojik savunma mekanizması olarak geliştirdiği, insan hayatının oldukça önemli bir parçasıdır. Bilim dine göre esnetilemez; ancak dinler, bilime göre adaptasyonlar geçirebilirler ve geçirmişlerdir de… Bu yüzden her geçen gün başka bir Hıristiyan kilisesi veya başka bir cemaat çıkıp evrimi kabul ettiklerini açıklamaktadır. Ne yazık ki bilimle din arasında her zaman çatışma olmuştur. Bunun bir sebebi, dinin binlerce yıl önce kurulmuş ve değişmemesine çalışılan bir sistem oluşu ve gerçeklerden çok, olması istenenlerle ilgilenmesidir. Bilim ise değişime %100 açık olan, sadece gerçekleri konu edinen ve zamanla birikerek gelişen bir alandır. Böylesine zıt iki sistemi ancak bir birey kendi içerisinde barıştırabilir; yoksa tüm dinleri, tüm bilim ile bir araya getirmeye çalışmak, bize kalırsa anlamsız bir enerji sarfiyatıdır ve gerek de yoktur. Ne kadar çabalarsanız çabalayın, her insan dini kendi canının istediği gibi yorumlayacaktır. Ancak bilimde şahsi yorumlar ve uyarlamalar bulunmaz. Bir şey ya gerçektir, ya değildir. İkisinin arasında bulunamaz. Biz, Evrim Ağacı olarak, işin sadece bilim tarafındayız. Hiçbir zaman dine saldırmadık ve saldırmayız da; tam tersine, insanların doğaüstü güçlere inanmasının ne kadar doğal olduğunu anlatan makalelerimiz var. Bizim tek derdimiz, bu inançların ileri sürdüklerini, gerçekmiş gibi pazarlamaya çalışanlardır. Bir şeye inanabilirsiniz; ancak inancınızın evrensel gerçekler olduğunu iddia edemezsiniz. İşte bilimle din, ancak bu noktada çatışmaktadır; yani bu dinin değil, insanların kendilerinin suçudur. Eğer ki herkes dinini kendi içerisinde, kendisine özel olarak yaşarsa, bilim ile din arasında hiçbir çatışma kalmayacaktır. Aslında herkes bilimin ne kadar güvenilir olduğunu bilir; ancak iş çocukluğumuzdan beri bize dikte edilen kültürel din olgularının içerikleriyle uyuşmayan kavramlara geldiğinde (evrim, evrenin var oluşu, ruh, ölüm sonrası, vs.) ne yazık ki bilimsel gerçekleri kabul etmemiz zaman alır. Bir zamanlar insanlar yıldırımların ve depremlerin süper güçlerin işi olduğuna inanmışlardır. Bugün buna inanan tek bir kişi bulamazsınız. O zamandan bu zamana ne değişti? Bilim… Gerçeklerle ilgili bilgimiz arttıkça ve bilim genişledikçe, eskiden açıklayamadığımız olgulara atfettiğimiz süper güçlerin yerini de bilimsel gerçekler aldı. Yıldırımların elektrik yükü boşalması olduğunu ve tamamen doğal süreçlerle oluştuğunu kabul etmek, eskiden yaşamış insanların belki yüzlerce yılını aldı; ancak dediğimiz gibi, bilim ve gerçekler inançlara ayak uydurmazlar. Tam tersine, inançlar gerçeklere ayak uydurmak zorundadırlar. Bu hep böyle olmuştur ve hep böyle olacaktır. Bu sebeple, Evrim Ağacı olarak dini görüşlerle aramıza net bir çizgi çektik ve yayınlarımızın, aklı başında hiçbir okurumuza zarar vermediğine inanıyoruz. Eğer ki bir hatamız olduysa da, affola.

6- Bu konu bir röportajla anlaşılabilecek veya anlatılabilecek bir konu değil muhakkak ancak kısaca son olarak özetlemek gerekirse evrimi merak eden okurlarımıza ne söylemek veya ne tavsiye vermek istersiniz?

 Çok güzel ve önemli bir soru, Evrim Ağacı’nın amacına yönelik tamamen… Bizlerin okurlarımıza bu konuda birkaç tavsiyesi var. Bunlardan ilki, bir şekilde İngilizceyi öğrenmeleridir. Evet, biraz garip gelebilir bu tavsiyemiz ilk etapta; ancak bugün bilimin dili tartışmasız olarak İngilizcedir. Türkçede var olan kaynaklar, İngilizcedekinin belki birkaç milyonda biri kadardır. Bu yüzden, bilimin herhangi bir dalını tam olarak öğrenmek isteyen herkesin, İngilizceyi öğrenerek başlaması bizim en temel tavsiyemizdir. Böylece Evrim Ağacı da dahil olmak üzere hiçbir aracıya ihtiyaç duymaksızın, kaynakların orijinallerini okuyup gerçekleri öğrenebileceklerdir. Biz işimizi ne kadar ciddi yapıyor olsak da, ne olursa olsun Evrim Ağacı’ndan öğrenilenler de ikinci el bilgidir. Ve birinci elden bilgiye ulaşmanın değeri paha biçilemezdir. Bunun haricinde, evrimi öğrenmek isteyenlerin 5-6 tane popüler bilim kitabına harcayacakları parayı, evrimsel biyolojiyi anlatan ders kitaplarına harcamaları ve doğrudan akademik (ama halkın da anlayabileceği dilde yazılmış) kitaplara yönelmeleridir (tabii başta birkaç tane popüler bilim kitabı da okunabilir alışmak için). Bu kitapların başlıcaları, Türkçe çevirileri de bulunan, Douglas Futuyma’nın Evrim isimli kitabı ve Jon Herron ile Scott Freeman’ın Evrimsel Analiz isimli kitabıdır. Bu ikisi, evrimi temelleriyle öğrenmek için harika kitaplardır. Anlaması elbette popüler bilim kitapları kadar kolay olmayacaktır; ancak işin temeli budur. Lütfen unutmayınız: evrimsel biyoloji bir bilim dalıdır. Nasıl ki küçüklüğünde ev çizmiş herkes bugün ev tasarlama yetkisine sahip değilse, nasıl ki küçüklüğünde arabalarla oynamış herkes bugün araba üretmiyorsa, küçüklüğünde doğayla şöyle bir ilgilenmiş ve lisede biyoloji dersi görmüş insanlar, evrimsel biyoloji ile ilgili yargılara varma yetkisine sahip değildirler. Dolayısıyla, özellikle internet ortamında gördüğümüz dıştan bakıldığında okkalı, içeriğine baktığımızda ise bomboş açıklamaları yapanları anlamakta güçlük çekiyoruz. Eğer bizim “kara cehalet” olarak tanımlayacağımız bu hataya düşmek istemiyorsanız, öncelikle konunun ehli olacak kadar bu alanda zaman ve enerji harcamanız gerektiğine inanıyoruz. Tabii ki, dediğiniz gibi, tavsiye edilecek çok fazla şey var. Ancak bunlar, ufak başlangıçlar olacaktır. Umuyoruz Evrim Ağacı olarak sitemizden ve Facebook sayfamızdan sağladığımız bilgiler de, okurlarımıza bir nebze faydalı olabilecektir.

Tekrardan, bu hoş röportaj için Haber Eylül Ailesi olarak teşekkür ederiz.

About the Author

Yusufcan Hamarat

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir