KENT-YAŞAM-SANAT

Edebiyatta Distopya

teknolojik-distopya-black-mirror-un-yeni-bolumleri-geliyor

İlk defa John Stuart Mill tarafından ortaya atılan distopya terimi, ütopyanın zıttı olarak ‘kötü bir yer’ anlamına geliyor. Distopyanın kötülüğe dair çağrışımlarından dolayı felsefede, edebiyatta ve sinemada üzerinde önemle durulan bir kavramdır.

Distopyalar çoğunlukla makineleşmiş bir dünyada insanların duygu, düşünce ve hislerinin yok olup gitmesini ve insanların doğal hayatlarından kopuşlarını anlatır. Kimi zaman korkutucu, kaygı uyandıran bu eserler aslından bugünden hareketle geleceğe dair kehanetlerde bulunmaktır.

Distopik eserlerde totoliter rejimin baskısıyla ezilen, her davranışı suç unsuru sayılabilecek ve her hareketin kayıt altına alındığı bir toplum yapısı ele alınır genellikle. Ülkede özgür düşüncenin yerini totoliter rejimin dayattığı düşünce kalıplarının benimsenmesi ön plana çıkmaktadır. Örneğin George Orwel’ın 1984 adlı eserinde, halkın herhangi bir sadakatsizliği halinde sistematik işkencelerle yeniden eğitimden geçirilmektedir. Böylece totoliter rejime karşı oluşabilecek tehlikeler önlenmeye çalışılmıştır. Hatta vatandaşların evleri, göremedikleri ve de bilmedikleri kayıt cihazlarıyla sürekli kontrol edilmekte, aykırı bir davranışın ya da düşüncenin dışa vurulmasını önleyerek; insanların zihinlerindeki düşüncelerin ortaya çıkmasını engellemek istenmektedir. Ayrıca toplumdaki her bireyin bir muhbir olabileceği düşüncesi insanları birbirinden uzaklaştırmakta ve insanlar arasındaki güveni ortadan kaldırarak herkesin bireysel bir hayat sürmelerini ve böylece kitlelerin oluşması engellenerek rejim için tehlike unsurunun ortaya çıkması engellenmek istenmiştir.

Bütün distopik kitaplar sadece totoliter rejimleri konu almamakla birlikte bunun dışında farklı distopik toplum yapısının olduğu eserler de kaleme alınmıştır. Bunlardan en önemlilerinden biri de Aldous Huxley’in kaleme aldığı Cesur Yeni Dünya’dır.

Cesur Yeni Dünya, 26.yy Londra’sında geçmektedir. Üreme teknolojisi, öjenik ve uykuda öğretim sayesinde toplum değiştirilmiştir. Bu bağlamda bakıldığında, her şeyin gelişme göstermesi ve dinamik bir toplumun varolması, tanımlanan dünyayı ütopik olarak algılamamıza neden olabilir ancak ironik bir ütopyadır bu. Çünkü insanlık sağlıklı, teknolojik açıdan gelişmiş, savaşlar ve yoksulluk yok edilmiştir; tüm ırkların eşit olduğu ve herkesin mutlak olarak mutlu olduğu bir dünya söz konusudur. Fakat tüm bu gelişmeler; birey için çok önemli olan birçok değerin yok edilmesi, kaldırılması ile başarılmıştır. Aile, kültürel çeşitlilik, sanat, edebiyat, din ve felsefe artık yoktur. Ayrıca toplumun zevki; duygusuz cinsel ilişki ve uyuşturucu kullanımına bağlanmış ve hazcı bir toplum ortaya çıkmıştır.

1984 ve Cesur Yeni Dünya kitaplarının dışında son derece önemli distopik kitaplar da mevcut. Bunlar; Ray Bradburry’in ”Fahrenheit 451”i, H.G. Wells’in ‘Zaman Makinesi’ , Ursula K. Le Guin’in ‘Mülksüzler’ i, Jack London’un ‘Demir Ökçe’ ’si, Yevgeni Zamyati’nin Biz’i, Katharine Burdakin’in ‘Swastika Geceleri’ , Kurt Vonnegut’un ‘Otomatik Piyano’ sudur. Ancak tüm bu kitaplar arasında Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya adlı kitabı ön plana çıkmaktadır.

Huxley’in ve Orwel’ın ele aldığı toplum yapısı distopik olarak görünmesine rağmen, uygulanan bazı politikalar günümüz toplumlarında kendisini göstermektedir. Bu eserler sadece roman olarak kalmamış akademik çalışmalarda da yararlanılan eserler olarak önemini giderek arttırmaktadırlar. Neil Postman’ın Televizyon Öldüren Eğlence ve Douglas Dowd’un Kapitalizm ve Kapitalizmin İktisadı adlı kitaplarında Huxley’in eserinden yararlanılmıştır. Birçok eserde karşımıza çıkan bu başyapıtlar okunmaya ve günümüz toplumunun analizini yapmamızda bir ölçüt olarak kabul edilebilir.

Distopik kitaplarda Orwel ve Huxley’in eserleri ön plana çıkmakta ve kıyas yapılırken dikkate alınmaktadır. Ancak Huxley’in eseri günümüz toplumunu yansıtan bir eser olması itibari ile ön plana çıkmaktadır. Huxley, eserinde toplumu; okumak istemeyen, gerçeğin gereksiz bilgiler denizinde boğulacağından, kültürel değerlere karşı temelsiz ve yaygın anti kültürün pençesinde olacağını belirtmiştir.

Dediğimiz gibi distopya sadece edebiyatta değil beyaz perdede de kendisine yer edinmiş ve önemli başyapıtlar ortaya çıkmıştır. Fritz Lang’ın Metropolis’i, Alfonso Cuaron’un Son Umut’u, Terry Gilrom’un Brazil’i, James McTeigue’nin V For Vandetta’sı gibi filmler distopik filmlere örnek olarak gösterilebilir.

About the Author

Mehmet Fatih Yalçın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir