DÜNYA TİCARETİ DARALIYOR!

138 views
views

2000 sonrası Dünya Ticaret Hacmi 2008 krizine kadar yüksek oranlı büyüme
süreci yaşadı. Buna paralel olarak Dünya Hasılası içindeki payı da aynı şekilde
artmaya devam etti. 2009 yılında küresel krizin etkisiyle ticaret hacmi %20’nin
üzerinde bir azalma yaşadı ve Dünya Hasılası içindeki payı 8 yıldır süren
artışlardan sonra %20 olarak gerçekleşerek ilk gerilemeyi yaşadı. Kriz sonrası 2-
3 yıl boyunca toparlanma sürecine giren Dünya ticareti 2012-2014 yılları
arasında durağan bir sürece girdi ve son iki yıldır daralma dönemi yaşamakta.
2016 yılı itibarıyla ticaretin Dünya Hasılası içindeki payı ilk kez 2009 dönemi
oranına bu denli yaklaşarak gelecek beklentileri açısından endişe uyandırmaya
başladı.
Bu küçülmenin pek çok nedeni bulunmaktadır. Bunlardan ilki kriz sonrası
Merkez Bankalarının resesyon tehlikesi yaşayan ekonomilerini yeniden
canlandırmak için gerçekleştirdiği piyasaya çok yüksek düzeyde likidite sunma
uygulamalarının artık sonuna gelinmesidir. Bu küresel likidite bolluğu dönemi
üreticilere değerlendirebilecekleri geniş parasal kaynaklar sunarken bir anlamda
yatırım teşvikleri sağlamaktaydı. Son yıllarda bu imkanların sınırlanması üretim
hacminin daralmasına yol açmıştır.
Diğer yandan son yıllarda yaşanan petrol, emtia gibi mal ve hizmet fiyatlarında
meydana gelen düşüş toplam arzın kısılmasına neden olmaktadır. Reel sektörde
gerçekleşen üretim de talep bulmakta yetersiz kalırken arz fazlalarının
oluşmasına ve fiyatların düşmesine neden olmaktadır. Finansal piyasalarda ise
bir türev araç zehirlenmesi yaşanmaktadır.
Küresel kırılganlıkların yaşanması olumlu beklentilerin oluşmasını zora
sokmaktadır. Japonya ve Avrupa ekonomileri resesyon korkusunu yıllardır
üzerlerinden atamamaktadırlar. Negatif faiz uygulamaları gibi genişletici para
politikaları bile yatırımların teşvik edilip üretim hacminin artırılmasında yetersiz
kalmaktadır. Benzer şekilde Avrupa ticaret hacminin Dünya ticareti içerisindeki
payı yerinde saymaya devam etmektedir.
Küresel piyasalarda risklerin artması ve korumacı politikaların muhtelif
ülkelerin hükümetleri tarafından gündeme getirilmesi Dünya ticaretinin geleceği
açısından belirsizliklere neden olmaktadır. ABD’de Trump dönemiyle beraber
NAFTA’yı hedef alan söylemler, ABD’nin yurtdışında üretim yapan firmalarını ülke
içerisine çekme amacıyla gerçekleştirilen yasal teşvikler söz konusu olmuştur.
Çin ile aralarındaki rekabetin boyutlarının her geçen gün artışı ve ABD
firmalarının Çin’den kendi ülkelerine transfer olma ihtimali de gelecek
endişelerini artırmaktadır. İngiltere’nin BREXIT ile birlikte Avrupa Birliği’nden
ayrılması da korumacılık konusunda bir diğer örnek olarak gösterilebilir. Bu

örneklerde olduğu gibi serbest ticaretin kısılması konusunda ortaya çıkan olgular
dünya ticaretinin gelişimini tehdit etmektedir. Dolayısıyla son yıllarda Dünya
ticareti daralırken geleceğe yönelik beklentilerin de olumsuz olmasına neden
olmaktadır.
Dünya ticaretinin öncü ülkelerinin savaş sonrası dönemlerde tecrübe edildiği
gibi korumacı politikalara yönelişi tüm ülkeler üzerinde bir etki yaratabilir. Zira
dünya ticaretinin daralması ülke ekonomilerinin büyümesini frenlemekte, kişi
başına düşen milli gelir düzeyleri azaldıkça hane halklarının refah düzeyleri
düşmektedir. Uluslararası ticaretin sağladığı kazan-kazan avantajlarının
korumacı politikalarla tersine dönmesi serbest piyasa ekonomilerinin işleyişi
açısından da sorunları beraberinde getirir. Bu denli birbirine bağımlı oyuncuların
olduğu bir sistemin çarklarının yavaşlamasının etkileri küresel dünya düzeninde
eskiye nazaran çok daha süratli ve güçlü olacaktır. Geçmişten çıkarılması
gereken dersler göz ardı edilirse ülke ekonomileri tekrar çok büyük kayıplar
yaşayabilir.