Dünden Arta Kalan Haliyle…

1.007 views
views

Bir günü daha ertelemek adına başlar kaçışlar uykuyla… Ve… Sabah olur.Alarm çalmaya başlar,bir polis baskını gibi.Alarmı ertelemekle devam eder kaçışlar…Ya da anneye  söylenen “Anne 5 dakika daha ” der gibi.5 dakika daha uyusan herşey çözülecekmiş,yada 5 dakika içinde kaybolmak ister gibi…Ama nafile uyanırsın,uyandırırlar.Polis,ellerine kelepçe takmış misali,yaşamak zorundaymışsın bu hengameyi ve bu hayatı der gibi…

Nitekim uyanırsın.Bir hamleyle önce lavabonun yolu bulunur.Soğuk bir su… Ayılmış gibi yaparsın.Odana döndüğünde köşede duran dün geceden arta kalan kahve fincanı, sigara izmaritleriyle dolu kül tabağı, kablo yığınları, anlamsız eşyalar…Hepsi zihninin bir köşesinde.Hengame orada başlar işte.Çünkü herşey dünden arta kalan haliyle…

Hemen bir sigara paketi bulunur.İçinden bir dal sigara alınır.Çakmağı bulmak muhtemelen vakit alacaktır.Nihayetinde bulunur.Ve hayata s… çeker gibi yakılır o dal.İşte o sigara bittiğinde başlar çoğu şey…

Kumanda bulunur,televizyon açılır.Memlekette ne oluyor,ne bitiyor diye merak edersin.Bir hanım abla ya da bir bey sunar sana memleket halini…Diğerinde yine başka bir bey,bir hanım abla…Yine onlarca mutsuzluğa,umutsuzluğa sürükler söyledikleriyle…Açarsın bilgisayarı, yine bakmadan edemezsin ne var ne yok diye…Değişen hiçbirşey yok herşey dünden arta kalan haliyle…

Ne olduğunu, neye inanacağını, nerede duracağını şaşırırsın… Şaşırtırlar.

Hergün bir başka hamle, yıkar hayallerini, umutlarını ,arzularını…

Bakmışsın yine bir operasyon başlar; birkaç dakika, birkaç ay, birkaç yıl hatta birkaç hayat öncesi gibi…İnternette gezinirken, ses kayıtları çarpar gözüne, dinlersin ürkersin.İçerik ne kadar ürküttüyse seni elde edilişi de ürpertir seni.Sonra niye ürperdiğini düşünür; sanki bilmediğin şeylermiş gibi şoke olmuş hissedersin… Yine onlarca soru işareti, zihin bulanıklığı hapseder seni, bir bakarsın herşey dünden arta kalan haliyle…

Saçma  bir meyhanede, yalnızlığa kaldırırken kadehini hüznünü paylaşmak için masana gelir bir yabancı.Yüzünde oluşmuş derin çizgiler, saçlarındaki aklar, ve içtiğinde rakısını; hafif ekşiyen suratıyla selamlar seni! Vakit geçer rakının verdiği mahoşlukla içlenir,içini döker  sen yabancıya… ” Ben yapamadım! Ben edemedim! Çocuğuma iyi baba olamadım! Harçlığını koyamadım çocuk! ” der… Tüm hatalarıyla, bir yabancıdan af diler gibi… Gözlerde birkaç damla pişmanlığın gözyaşı… Hayata s…r çeker gibi bir sigara yakar.Ve bir yanda ses kayıtları…

Düşünür,düşünür… Düşündükçe kederlenirsin…
Şartlara, hayata, hainlere, namussuzlara, ahlaksızlara bir kurşun sıkmak istersin daha 24 yaşında…
Bu yaşların heyecanları farklıdır.Hayatın içinde, ama hayatın sillesini daha yememiş, şartların namussuzluğuna teslim etmemiştir kendini. En güzel çağlarında, dertlenirken bazı şeyler adına…Vize haftaları, final haftaları yaşatırlar sana. 1.8 sıkıntısı koyarlar önüne, anlamsız sınavlara tabi olursun. Manasız konular yüklenir beynine, o konularla sınava tabi tutarlar seni. Sanki o sınavları geçince ADAM olacakmışsın gibi.Zihninin bir köşesinde babanın sözleri; “Oku büyük adam ol ” Okuyunca sanki ADAM olunuyormuş gibi.Yemişim dersini,sınavını!

Bana ilk önce Keynes’i,arzı,talebi, Aristo’yu, matematiği, fiziği anlatma Hoca! Bana namussuzlarla nasıl mücadele edebileceğimi anlat, adaleti anlat, yiğitliği,dürüstlüğü, şartlara başkaldırışı anlat Hoca! Bana sokaktaki çocuğu, bana meyhanedeki o amcayı bana ses kayıtlarını anlat Hoca! Bana hayatı anlat Hoca! Hayatı anlat! Dertliyim hocam dertli. Heyecanımı alma, direncimi kırma, hayallerimi bir de sen yıkma Hoca! Neden sen Hocam neden biliyor musun? Çünkü sen verebilirsin! Işık, umut olabilirsin! Bırak Keynes’i bi Hoca! İlk önce hayatı anlat Hoca!

24 yaşında bir genç! Umutlarıyla, heyecanlarıyla haykırırken… Aklında Keynesle, Dalkavuk misali bulur kendini hayatın tam ortasında.

Vakit geçer,mezun olunur.Hayata atılınır.İş de bulunur.Karnını doyurabilecek kadar,ölmeyecek kadar belki.Bir patron tokat atar, bir diğer müdür hırpalar seni,yandaş olma zorunluluğunu hissedersin, bir yanda kuyunu kazan iş arkadaşların, rant mücadeleleri, makam mücadeleleri, binlerce kez hırpalanır ve işte kendini bulursun hayatında tam ortasında! Yıllar geçer mücadelen sertleşir, şartlara alışır, uyum sağlarsın. Zaman geçer… Belki patron, belki müdürsündür.Ve şimdi başlarsın tokatlamaya, hırpalamaya, arkadaşının kuyusunu kazmaya… Şartların adaletinde,hükümranlık kurarsın başka hayatlara.Bir süre sonra ” Devletin malı deniz yemeyen keriz ” sözleri mantıklı gelmeye başlar.

Şimdi tam 50 yaşında o patron, o müdür, o vali, o kaymakam, o başbakan benim Hoca!

Heyecanlarım, düşlerim, amaçlarım farklı…24 yaşındaki kadar masum kalamadım Hoca!

“Hadi lan oradan herşeyin sorumlusu hocalar mı ? ” Sözlerini duyuyor gibiyim.Elbette tamamıyle değil.Ama çok büyük bir kısmı bu.Yaklaşık 17 yıldır bu devletin okullarında, sıralarında eğitim görmüş biri olarak söylüyorum bunları.O okullarda,sınıflarda,sıralarda zihniyetler şekillenir, şekillendirilir.Düşünceler yeşertilir, fikirler olgunlaşır.Elbette herkes kendi iç muhakamesini yapmalı.Kendini sorgulamalı.Ama eğitim kısmını bir kenara atamayız. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk? ” Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır! ” demiyor muydu?