Bilginin Öldürüldüğü Yer; İskenderiye Kütüphanesi

1.141 views
views

MÖ 332 yılında, Makedonyalı Büyük İskender tarafından kurulan İskenderiye’de onun ölümünden sonra imparatorluk dağılmış ve şehir Ptolemaios I Soter’in eline geçti. Savaşı sevmeyen Ptolemaios, hiçbir zaman ülkesinin sınırlarını genişletmek hevesine kapılmamış., bilim ve edebiyata düşkünlüğüyle , ülkenin ticaret ve bilim yönünde gelişmesine büyük katkılarda bulunmuştur. Yeni kurulan bu devletin merkezi, bir liman kenti olan İskenderiye idi. Yeni Mısır hükümdarı burayı baştan başa onarıp genişleterek o devrin en meşhur başkenti haline getirirken, burada meydana getirdiği en önemli eser olan müze ve buna bağlı olarak bilim ve irfanın merkezi olan o muhteşem kütüphanenin kurulmasını sağlamıştır. İçerisinde bütün ülkelerde bulunun hayvan ve bitki türü örneğinden tut , otopsi yoluyla insan vücudunun incelenmesi için anatomi salonuna kadar bir çok bölümün bulunduğu bir müze ve bunun yanı sıra içerisin fizik, kimya , tıp, matematik, astronomi, felsefe, edebiyat ve fizyoloji bilgilerinin bulunduğu bilim sitesi bulunan bir kütüphane. Kütüphane memuru bulacağı her türlü kitabı alma yetkisine sahipti. Bunun yanında ülkeye giren her türlü kitabın buraya götürülme zorunluluğunun bulunması , yurtdışına gönderilen memurların başka ülkelerdeki kitapları alıp getirmesi gibi çalışmalar sonucunda İskenderiye giderek büyümüş ve içerisinde birbirinden değerli bin bir türlü bilgi bulunan muazzam bir kütüphane halini almıştır. Bu bilgiler içerisinde Yunan eserleri , Asur, Çin, Roma, Ortadoğu, Hindistandaki çeşitli dillerden Yunancaya çevrilmiş olan bir çok tercime bulunuyordu. Eserlerin papirüslere yazılarak rulo şeklinde saklandığı İskenderiye kütüphanesinde tahminen 500.000-900.000 arası rulo bulunmaktaydı. Kral tarafından desteklenen bu kütüphane yayınevi işlevini de görmekteydi. Kütüphane aynı zaman da büyük bilim insanlarına da ev sahipliği yapmıştır. Matematik bilgini Öklides, mekanik bilimci Arkhimedes, tıp bilimci Herofilos, gök bilimci Eratosthenes, Batlamyus gibi isimler bu kütüphanede çalışmışlardır. Kütüphanede kozmos’un doğasına dair revaçta olan fikirler tartışılıyor , bir kısmı eleniyor ve yeni fikirler ortaya atılıyordu. Yaratıcı öneriler , en coşkulu tartışmalar ve dahice sentezler yapılıyordu.

Bu dönemlerde Yunan bir bilim adamı olan Kütüphane müdürü  Eratosthenes gezegeni haritalandırmış, isabetle ölçümlemiş ve dünyanın etrafının daire çizerek dolaşılabileceğini ileri sürmüştür.
-Hipperkinos, yıldızların doğduğunu , çağlar boyu rotasında ilerledikten sonra nihayetinde yok olduğunu belirterek, yıldızların boyutunu ve pozisyonlarını kayda geçiren ilk kişiydi.
-Öklid 23 yüzyıldır kullanılan geometri kitabını yazmış,
-Golenos, temel şifacılık ve anatomi üzerine araştırmaları ile tıp bilimine Rönesans dönemine kadar hakim olmuştur.
Bunlar sadece birer örnek , daha bunu gibi yüzlerce keşif ve düzinelerce alim bulunuyordu kütüphanede. Keşiflerin bazılarının günümüzle olan belirgin bağlantıları Kütüphanenin ne kadar değerli olduğunun bir göstergesi. Nesnelerin yerçekimsel alanda düşmesi , Heron’un icat ettiği buharlı makine ve dişliler , robotlar üzerine yazılan ilk kitap v.s Şüphesiz modern dünyanın ilk tohumlarının atıldığı yer burasıdır. Düşünsenize bu keşifler insanlığın faydası için kullanılsaydı dünya şu anda ne halde olurdu.
Peki neden kök salarak ilerlemeye devam etmedi? Neden aslında o dönemde bulunan , keşfedilen bir çok bilgi tekrar keşfedilmek için Kolomb, Kopernik ve onların çağdaşlarını beklemek zorunda kaldı? Bu konuya dair çok farklı teoriler var. En yaygın görüş olan Sezar’ın Mısırı kuşatması sırasında bu kitapların bir kısmı yakmasıdır. Bu bilinçli bir yakım değil , bir yangındı. Geri kalan ise , ülkede Hristiyanlık resmi din haline geldikten sonra Pagan tapınaklarının imhası sırasında hamamlarda yakılmıştır. O dönemin mısır valisi , dine yabancı olan bütün kitapları ‘dine aykırı boş şeyler’ olarak ilan etmiştir. Bu dönemlerin en trajik olaylarından biride hiç şüphesiz Matematilçi , Astronom ve Fizikçi olan Hypatia’nın başına gelenlerdi. Kadınların mal olarak görüldüğü bu dönemde, buna rağmen Hypatia özgür bir biçimde erkeklerin nüfus bölgelerinde dolaşabiliyordu. Hypatia aynı zamanda muazzam bir güzelliğe sahipti ve mısır valisi kendisine aşıktı. Hypatia döneminde İskenderiye ve uzun Roma yönetimde ciddi bir mücadele içerisindeydi. Hristiyan kilisesi giderek büyüyor , güçleniyor ve paganların nüfusunu ve kültürünü yok etmeye çalışıyordu. Bu sebeple Kilise tarafından alınan bir kararla çoğunluğu tanınan bilgi ve bilimin bir sembolü olduğu için Hypatia’nın öldürülmesi istenmiştir. M.S 415 yılında işini yapmaya giderken , yolu yine kendisine aşık olan Cyril’in arkadaşları tarafından kesilmiş ve elbiseleri parçalanmış ve istiridye kabuklarıyla etleri kemiklerinden ayrılmıştır. Kalıntıları yakılmış ve eserleri yok edilmiştir. Kütüphanenin geri kalanı Hypatia’nın öldürüldüğü yıl yok edildi. Kütüphanenin yakılmasına ilişkin en yaygın görüş budur. Diğer bir görüşe göre de kütüphanenin geri kalanını H.z. Ömer yakmıştır. Bernard Lewis bu konudaki bir makalesinde batılı bir çok bilim adamının bunu reddettiğini yazmıştır. Bunlara benzer bir çok teori var. İşin ilginç tarafı burada çalışmış ünlü alim ve bilimcilerin hiçbiri yaşadıkları toplumun politik , ekonomik veya dinsel kabullerine ciddi bir biçimde karşı çıktıklarına dair kütüphane tarihinde tek bir kayıt bulunmamakta. Üstelik yeni buluşlar halka açıklanmaz ve duyrulmazdı.
Sebebi her ne olursa olsun , şurası bir gerçektir ki İskenderiye kütüphanesi insanlığın ‘Baltayı kendi dizine vurmak’ deyimini gerçekleştirdiği yerdir. İnsanlık bu yıkımla kendi gelişmişlik düzeyini yüzyıllarca duraklatmıştır. Kim bilir yok edilen bilgiler arasında belki de , hala keşfedilmeyen bilgiler de vardı , yada yeni şeylerin keşfedilmesini sağlayacak bir çok temel bilgi. Nelerin kaybedildiği bilinmediği için , insanlık bu yıkımla kendisine nasıl bir kötülük yaptığını hiçbir zaman tam olarak bilemeyecek. Yakılan İskenderiye kütüphanesinin bulunduğu alanda Yeni İskenderiye kütüphanesi  yapılmış ve 2002 yılında hizmete açılmıştır. Her ne kadar eski kütüphaneye benzer büyüklükte inşa edilse de bilginin dünyaya yayılımına hizmet eden bu kültürel miras, yok olan el yazmaları nedeniyle maalesef asla eski İskenderiye kütüphanesinin yerini alamayacak ve İskenderiye Bilginin öldürüldüğü , insanlığın kendi gelişimini engellediği kültürel ve bilimsel bir kütüphane olarak kalacaktır.