Atilla Sertel Röportajı

1.031 views
views

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Atilla Sertel biz Haber Eylül ailesini makamında ağırladı. 1979’dan bugüne devam eden meslek yaşamı hakkında bizi bilgilendirip gazeteciliğin inceliklerini anlatan Atilla Sertel’e bize göstermiş olduğu sıcak ilgi ve alakadan dolayı teşekkür ederiz.

Haber Eylül: Gazetecilik mesleğine nasıl başladınız ve sizi gazeteciliğe yönelten şey neydi?

Atilla Sertel: On dört, on beş yaşlarında yazmaya karşı çok meraklıydım ama matematik, geometri, cebir, fizik ve kimyadan nefret ederdim. Zaten notlarıma da yansıyordu. Annem okula geldiğinde matematik öğretmenim böyle bir öğrenci olmaz matematik dersine çalışmıyor kötü bir öğrenci derdi. Edebiyat öğretmeni ise yazdıklarımın müthiş olduğunu söylerdi. Onluk sistemde ya dokuz ya da on alıyordum. Öğretmenim yazılarımı diğer sınıflarda böyle yazılır diye okuyordu. Annem de edebiyatım sayesinde memnun oluyordu. Böyle bir öğrencilik yaşamım oldu. Yetmiş üç, yetmiş dört tarihlerinde ‘Hey’ dergisi vardı. ‘’Gençliğin Sorunları’’ adı altında bir yarışma düzenlemişti. Ben de bir yazı yazdım ve o dergiye yolladım. Türkiye çapında yapılan bir yarışmaydı, herhalde katılan azdı ikinci oldum. Birde para ödülü vardı bu sayede bir ay istediğim filme gittim ödülü istediğim şekilde harcadım güzeldi. Yarışma sayesinde yazmanın iyi bir faaliyet olduğunu anladım. Aynı zamanda mizaha yönelik talebim vardı. Eskişehir’de Teknik Çağ adlı bir gazeteye çıktım ve 1972 yılında ilk yazım orada çıktı. On altı yaşımda köşe yazısı yazdım. Haftalık bir gazetede on altı yaşında köşe yazarı oldum. O gazeteler hala duruyor bende. Neredeyse kırk yılı olan bir meslek yaşamım var. Bütün bu olanlardan sonra gazeteci olmayı kafaya koymuştum. İstanbul Fikirtepe Atatürk Eğitim Enstitüsü’nü kazandım. Almanca öğretmeni olacaktım fakat almanca öğretmenliği noktasında o dönemde karşıt görüşlü insanlar ve savaş vardı. Almanca bölüm hocamın kürsüsüne bomba koyup patlatmışlardı. Biz solcu ve devrimci öğrenciydik. Okul kapandığı için okula gidemedik ama o sırada Ecevit iktidarı geliyordu. Ben tekrar sınava girdim ve istediğim bölümü birinci sıraya yazdım. Puanım hukuk fakültelerine, siyasal bilimlere hepsine girerdi ama benim kafamda gazetecilik ve ege vardı. Ecevit mağdur öğrencilere iki aylık eğitimden sonra diploma verdi ve bu sayede arkadaşlarım öğretmen oldu ama benim hedefim vardı. Sıfırdan gazetecilik okumaya başladım. Daha sonra okulun ikinci sınıfındayken okul gazetesinde yetmiş sekiz yılında spor bölümünde çalışmaya başladım. O zamandan bu güne hiç kopmayan bir gazetecilik süreci var. Seksen ikide güneş gazetesine alındım ve ilk basın kartımı edindim. Başkanlığa gelince ben sosyal bir insanım. Beni bu yönetim kuruluna almak istemiyorlardı. Bu yüzden biz bir liste çıkardık ve muhalefetten içeriye girdik. Girince bizim çalışkanlığımızı gördüler. İki dönemde kendileri teklif ettikleri yönetime girdim ve başkan yardımcısı oldum. Yedi yıldan sonraki altı yıllık bu süreçle toplamda on üç yıllık bir süreçle buradayız.
Buranın önemi şu, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Türkiye’nin bütün kuruluşlarının içinde mücadele eden tek kuruluştur. Bunu övünmek için söylemiyorum. Sebebi de şudur, biz gazetecilere siyasi düşüncelere bakmadan ırkına, diline, dinine bakmadan bütün meslektaşlar için özgürlüğü hakkı hukuku savunan bir anlayış içindeyiz. Herkese karşı eşit olduk. Ergenekon davasında sıra arkadaşım ve çok sevdiğim arkadaşım Mustafa Balbay’a onu tanıyan bir insan olarak yanına gitmeye başladım. Beş yıl boyunca Silivri’de bu arkadaşlarımızın özgürlüğü için yoğun bir uğraşa girdik. Zor bir dönemdi ama bizim için çok onurlu bir dönemdi. Arkadaşlarımızın hakkını hukukunu duyurmak için çok çaba sarf ettik. Herkesin korktuğu bir dönemdi bir kere. Halk dahi tutuklananlar hakkında yanlış düşünüyordu ancak bu süreçten sonra gerçeği iktidar da itiraf etti. Bu kumpaslar sonucu şimdi onlar, sahte belgeleri hazırlayanlar içeriye girdi. O sırada gösterdiğimiz mücadeleyi toplum hoş gördü ve insanlar bizi benimsedi. Bu sayede ilk seçimde doksan fark almıştım. Cemiyette yapılan en büyük farktı ancak ikinci seçimde iki yüz elli fark attım. Müthiş bir şeydi, yüzde yetmiş bir oy almıştım. Demek oluyor ki gazeteciler camiasında insanlar bizi sevip sayıyor. Kendi büromu kapattım, matbaamı sattım, devrettim çünkü bu iktidar karşısında dimdik duracaksan arkanda açık kapı bırakmayacaksın. Yani ticaret yapmaman lazım. Örneğin Aydın Doğan’a yapılanlar. Açığın olmamalı, duruşun dik olmalı. Benim açığımı yakalayamadıkları için sevinçliyim. Bir tek buralara böyle geliyorlar -teftiş edilmiş dosyaları gösteriyor- bırak gelsinler. Bizim asıl hedefimiz Türkiye’de basının özgür olması insanların düşüncelerini özgüre yazabilmesi konuşabilmesi. Bunun gazeteciler için değil halk için çok büyük bir önemi var.

Haber Eylül: Muhalif yada eleştirel gazetecilik nedir?

Atilla Sertel: Muhalif yada eleştirel gazetecilik şuradaki palmiye ağacı gibi dimdik durmaktır. Örneğin şuradaki çimlerin yarısı sarı yarısı yeşil. Eğer siz objektifseniz sarıyı da yeşili de görüsünüz. Gazeteciliğin özü budur. Gazetecilikte bir tek patron vardır o da halktır. Senin okurundur. Başka bir patron yoktur. Mesleki etik değerler doğrultusunda bunun olması gerekmektedir. Bu değere uzak duranlar tiraj kaybederler. Bunun örnekleri vardır isim sıralamayayım ama Türkiye’de de İzmir’de de vardır.

Haber Eylül: Türkiye’de Gazetecilik mesleğinin geleceği için öngörüleriniz nelerdir?

Atilla Sertel: Yazılı ve görsel basın açısından ve holdingleşmenin, tröstleşmenin olduğu bir Türkiye’de gazetecilikten pek umudum yok. Çünkü bir gazete veya medya patronu eğer iktidarlarla alışveriş yapmaya başlamışsa ve medya kuruluşları satın aldıysa o kişiden çok doğru işler beklemeyeceğiz. Gazete patronunun gazete dışında başka bir işi olmaması lazım. Eğer petrol ofisini alacağım, elektrik dağıtımını alacağım, ihaleye gireceğim, bir takım inşaatlar yapacağım, köprü yapacağım vs. diyorsanız gazete patronu olamazsınız. Ama bunların bir çoğu böyle. Geleceğe yönelik benim umutlarımı yeşerten, kuralları çerçevesinde internet mecrasının gelişmesi . Özgürlüğün de orda olduğunu düşünüyorum. Twitter’ı, Youtube’u yasaklayabildiler mi? Bence yasaklayamadılar. Diğer ülkelerde örneğin İran’da da yasaklandı ama bir formül buluyor insanoğlu. Bilim ve teknoloji çağında ülkeleri yasaklarla idare edemezsiniz. Mümkün değil.

Haber Eylül: Türkiye’nin birinci gündem maddesi nedir?

Atilla Sertel: Türkiye’nin birinci gündem maddesi barıştır. Türkiye’nin toplumsal barışa ihtiyacı var. İnsanların dili, dini, rengi, ırkı ne olursa olsun aynı bayrak altında ortak bir yaşamı haktan, hukuktan, adaletten eşit yararlanabildiği bir topluma ve bir Türkiye’ye ihtiyaç var. İşsizlik, istihdam en büyük sıkıntı o. Yüzde on sekizlik bir işsizlik var ama saklanıyor. Dokuz buçuk falan diyorlar ama millet iş aramaktan vazgeçtiği için yada günü birlik iş bulduğu için böyle yansıyor. Örneğin tarlada on sekiz kişi çalışıyor ama üç kişi ekmek yiyor. Yani on beşi gizli işsiz bu görünen gerçek. Türkiye’nin önemli sorunlarından biri de üretim. Türkiye’de üretim yok. Osmanlı döneminde kapitülasyonlar vardı şimdi ise icranın, haczin geleceği bir Türkiye var. Çok vahim bir Türkiye. Bizim gibi düşünen insanlar gelse bu durum düzelir. Ben öyle düşünüyorum.

Haber Eylül: Farklı ülkelerden olan insanlarla aramızda biraz nefret tohumu ekildiği görüşü dillendiriliyor bazı kesimlerce. Bunun medya ile bir ilişkisi var mıdır?

Atilla Sertel: Biraz değil, Erdoğan son seçimde bile Ekmelettin İhsanoğlu için Mısırlı, dışarıda doğmuş dedi. Mısırda doğmuş olabilir, Türk de olmayabilir.Önemli mi? Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı. Selahattin Bey için ne dedi? Zaza dedi. Yani bir cumhurbaşkanının seçim sırasında adaya etnik mezhepsel durumlarıyla ırkıyla yaklaşabilir misiniz? Bu adam yaklaşıyor. Kılıçtaroğlu için bu zaten alevi dedi. Peki kendisi için ne dedi? Benim için Ermeni bile diyorlar dedi. Bu affedilecek bir şey mi? Böl, parçala, yönet ilişkisi emperyalizmin temelinde var. Bu dünya ölçeğinde genel bir taktiktir. İnsanları kamplaştırarak yönetmek kolaydır. İnsanları kamplaştırıp, savaştırırsın. İnsanlar savaşırken sen alır başını yürür giderisin. Türkiye’de oynanan oyun buydu ve hala daha oynanıyor. Bunu bilinçli bir şekilde yapıyorlar. Bugün cumhurbaşkanını bırak, Davutoğlu’nun konuşmasını izleyin, satır aralarına bakın. Adam, insanların isimlerinin nasıl konulup konulmayacağı ile ilgili görüş bildirip konuşma yapıyor. Her yerden kaşıyorlar. Bizim bir tek ortak noktamızın, demokratik bir cumhuriyetimizin, hakkın, hukukun, adaletin, her şeyin eşit olması lazım. Gençlik yıllarımızda insanlarımıza kimliğini, ırkını, memleketini sormazdık. Öyle bir anlayışımız yoktu. Ben Diyarbakır’a gidiyorum aynı şeyleri söylüyorum. İzmir’de de aynı şeyleri söylüyorum. Diyarbakır’da da İzmir’de de bazen insanlar bana kızıyor ama doğruyu söylüyorum. İnsanlar birbirleriyle kavga dövüş içine sokulamamalı. Dövüşe girdiğin zaman zaten kaybeden halk oluyor kazanan onlar oluyor.

Haber Eylül: Gazetecilik ve gençliği birlikte düşünürsek sizin gençliğe mesajınız ne olurdu?

Atilla Sertel:
1-)Çok okuması. Türkiye’de okuma oranı yüzde dört buçuk. Japonya’da bir Japon yılda ortalama yirmi yedi kitap okuyor. Türkiye’deki istatistiklerde bir Türk on yılda bir kitap okuyor. Çok kötü bir tablo var. Gençlerden isteğim çok okumaları.
2-) Sadece internetten beslenmemeli gazeteler ele alınmalı gazetenin o hışırtısı da sevilmelidir. Özellikle gençler gazete almıyor. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileriyle düzenlenen konferansta ‘kaçınız gazete alıyor’ diye sorduğumda iki yüz kişilik salondan sadece on beş kişi el kaldırdı. Gazete okumayan iletişim fakültesi öğrencisi olur mu? Bir takım gazeteler iletişim fakültesinin merdiven basamaklarına ücretsiz bırakılıyor. O günün akşamı gazeteler hiç ellenmemiş bir şekilde oradan alınıyor.
3-) Hayat sadece ders ve kitap değildir. Sosyal yaşamda da idealleri gerçekleştirecek aktiviteler içerinde olunmalıdır. ‘Ben zamanı gelince bu işleri yaparım’ denilmemeli gençken çalışılmaya başlanmalıdır. Okul sırasında çalışmalı ve üretilmelidir.
Haber Eylül : Türkiye’de sistemi tam oturmamış bir eğitim söz konusu sizce bunu geliştirmek için neler yapılabilir?
Atilla Sertel : Eğitim süreklilik arz etmelidir. Doksanlı yaşlara kadar yaşasanız bile insanın öğrenebileceği çok şey var. Hayat boyu öğrenme denilen şey de budur. ‘Benim eğitimim bitti’ gibi cümleler sarf edilmemelidir. Örneğin ben sizden çok şey öğreniyorum. Ben sizin söylediklerinizden siz de benim söylediklerimden bir şeyler öğreniyorsunuz. Şuan bile bir eğitim söz konusu. Seminerler, panellerle bu eğitimi geliştirmek gereklidir. Bazen insanlarla ‘panel kuşu’ denilerek alay edilir. Halbuki o insanlar kendi eğitimini devam ettiriyor. Örneğin benim çok merak ettiğim konular olunca açarım, ararım, araştırırım, sorarım, okurum, konuyla ilgili kitap ararım. Bulup onu öğrenmeye çalışırım. Eksik yanımı bırakmamaya çalışırım. Ofsaydı bilmeyen gazeteci olur mu? Gazeteci bayanda olsa ofsaydı, tacı bilmelidir. Her konu hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Bilgisiz bir toplumu kolay idare edilir. Yeni yetişen jenerasyonun o konuda daha iyi olması gereklidir. Ben yandım evladım aman sen de yanma diyerek yetiştirdik yeni kuşağı. Okumuyor, araştırmıyor, geziyor diyen kuşaklar memleket sorunlarıyla ilgilenmiyor diyenler kendi çocuklarını bu işlerden çektirdiler. Ben de dahil. Ben de oğluma ister istemez telkinde bulundum. Çok işkence gördük çok dayak yedik sen görme oğlum derslerine bak dedim. Halbuki bu ülkenin neye ihtiyacı varsa onla mücadele edilmeli. Neye ihtiyacı var? Özgürlüğe ihtiyacı var. O zaman özgürlük için mücadele edilmeli. Ama yapmadık biz. Bütün sorun bizim kuşağa ait oluyor. Ama öyle ebeveynler öyle çocuklar yetiştirmişler ki (biraz da övelim) örneğin gezi olaylarında önderlik yapan o gençler o çocuklar o yetmiş sekiz kuşaklı anne babaların çocukları. Çünkü aile onları birey olarak yetiştirmişti onlara özgürlüklerini almaları için güven telkin etmişlerdi. Örneğin o çocuklar, ‘sen benim annemin babamın karışmadığı şeye neden karışıyorsun sanane kardeşim’ dedi. … Ben gençlere inanıyorum, güveniyorum…Teşekkür ederim beni konuşturttunuz.(gülüyor)

Haber Eylül: Biz teşekkür ederiz.