At Avrat Silah Mevzusu

770 views
views

Şüphesiz her milletin kendine özgü tarihinde kendini ifade eden deyişleri mevcuttur. Anadolu’da ise bu deyişlerin en yaygını, göçebe kültüründe öncelik ve ilke olarak kabul edilmiş hatta kutsal sayılmış şeylere ithafen söylenmiş, at, avrat, silah, deyişidir.

Konak, yerleşik kültürünün yaygın olmaması hasebiyle binek hayvanlarının oldukça kıymetli olduğu, hele at gibi hisli, savaşlarda dahi yarenlik yapmış bir hayvanın bu cümlede yer alması kadar doğal bir şey olmasa gerek. Hatta bir Çin atasözü şöyle der; at üstündeki Türk değilse yüktür. Peki bu at mevzusunda ne değişti. Zaman değişti, arabalar, uçaklar, zeplinler icat edildi teknolojik binekler kazandık bu sürede. Öncelikle at hususunda biraz daha ilerler isek madem bu kadar değerli, en önemli deyişlerimizden birinde adı geçiyor, akıncılarımız Anadolu kapılarını atlarıyla zorlamışlar, bu gün at konusunda Türkiye nerede. Malumunuz olduğu üzere binicilik sporu, çağ modernleşse dahi her zaman tutkuyla izlenmiş bir spor olarak durmaktadır. Böyle bir sporda ülke olarak, altın, gümüş, bronz olmak üzere madalyalarımız, at ve sporcu yetiştirme çiftliklerimiz, tesislerimiz olsun diye umut ediyoruz, oysa Türkiye binicilik sporunda münferit bir kaç başarının dışında gözle görülür başarılara imza atabilmiş değildir. Bunu değişe zamana, gelişen teknoloji ve bilme bağlayacak olursak, modern bineklerimiz olan otomobiller uçak ve trenlerde ise durum daha parlak mı hayır. Devrim Arabaları denemesinin ardından Türkiye ”binek sanayisinde” kayda değer bir adım atamamış, trafik kazaları sıralamarında tüm dünyayla yarışır hale gelmiş, savunma sanayisinde belli bir dönem dışa bağımlılık olarak yine dünya ordularıyla yarışır hale gelmiştir. Atlara tekrar bakacak olursak, bu pencereden, değişen zamanın gölgesinden… Pek çok ilde düzenlenen at yarışı koşularında İngiliz ve Arap aygırlarının yanında bizim yetiştirdiğimiz zavallı atların ganyanları daha ziyade sürpriz konumunda…

İkinci başlık avrat, kadın, bayan, hanım, hatun, karı… Yine göçebe kültürü ve ataerkil bir kökün en önemli nüvelerinde birine temas edilmiş bu deyişte, kadın. Erkek, obasını terk edip aş peşine düştüğünde obanın sahibi koruyucusu kadın olur. Hatta şöyle bir söylenti süregelmiştir kadına dair. Eski Türk toplumunda kadın hükümdarlık da yapabilir devlet işlerinde fikir sahibi olarak da bilinir. Tüm bu vasıfları üzerinde topladığı vakit kadına Han’ım denir yani yönetemin, hükümdarım anlamına geldiği belirtilir. Hanım sözcüğünün de buradan türediği ileri sürülür. Fakat kadının itibarı özellikle son yüzyılda giderek örselenir hale geldi. Kadına yönelik artan şiddet ve cinsel istismar oranında Türkiye yine aynı şekilde dünyayla yarışır durumda.

Silah. Ne kadar tasvip edilmese de günümüz koşullarında, köken itibarı ile tüm milletlerden üstün savaşma yetisine sahip olmamız elimizdeki silahlara hakim olabilmemizden kaynaklıdır genelde.Dünyanın en hızlı oklarından birini icat etmişliğimiz, sur yıkan toplarla çağ açıp çağ kapatmışlığımız bir kenara dursun, G3 dendiği vakit konuyla ilgili olanların içi sızlayacaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başlıca envanterinden olan bu piyade tüfeği, çağının hayli gerisinde, modernizasyonu ve bakımı zor, zaman alan bir silahtır. Daha fazla teknik detaya girmeden söylemek gerekirse silah çoğunlukla Belçika yapımı olmakla beraber savunma sanayinin bayağı bir süre geri kaldığını söylemek heralde yanlış olmaz. Silah son zamanlarda Türkiye’de cinnet olaylarında özellikle göze çarpan hatta terör mevzusunda dahi çözülmeyi bekleyen bir konu olarak dikilmektedir karşımıza.

Derinlemesine incelendiğinde aile, güvenlik, özveri gibi pek çok kavramı içinde barındıran bizim için önemli ve yol gösterici olmuş bir deyiş parçalayarak incelendiğinde aslında ortaya böyle bir tablo çıkabiliyor. Tüm kavramların hızla içini boşaltmaya meraklı olmaya başladağımız bir dönemde belli şeyleri hatırlamaya ne kadar ihtiyacımız olduğunu bir kez daha öğreniyoruz.