AŞK, İLETİŞİM VE YEMEK (BÖLÜM 1)

313 views
views

Aşk için Lacan’ın kullandığı bir tanımdan yola çıkmak istiyorum bu yazıya başlarken. Aşkı tanımlar Lacan, karşılıklı konuşma arzusu olarak. Peki diyelim ki karşılıklı konuşma arzusu aşk. Yine bir peki diyeyim ve sorayım. Nedir konuşulan ya da yaşanan? İletişimin nasıl bir biçimi bu? Geride bırakılan zamandan mı? Hayattan mı? Nelerden konuşulacak? Ya da geleceğe yönelik bir kurgu olarak ve yine Lacan’a başvurarak Aşk, daha ilişki başlamadan önce fark edilen cinsel başarısızlık ve mutsuzluk ihtimaline karşı bir önlem olarak mı ortaya çıkar? Zira bir de gelecek var yaşlılık, eskimişlik var. Eskiyeceğiz hepimiz istemesek de. Eskidiğimizde de elimizde ne kalacak anılardan ve konuşulacaklardan başka? Eskiyeceğiz bedenen ama belki de duygu ya da ruh olarak yeni kalacağız ki bunu sağlayan da konuşma olacak. Söz olacak ve bir de elbette yine Lacan’ın bir diğer sözüne giderek ‘Aşk, elde olmayan bir şeyi bunu talep etmeyen birine vermek’ olacak. Kısacası, sahip olmadığımız bir şeyi başkasına, üstelik onu talep etmeyen belki de hiç talep etmeyecek olan birine vereceğiz. Eğer Lacan haklıysa ki bence birçok durumda haklı, neden böyle bir işe kalkışırız? Neden belki de hiç talep etmeyecek olana bu elimizde olmayan şeyi vermeye çalışır ve kabul etmesini bekleriz? Açıkçası bilmiyorum, ama hissediyorum bu sorunun yanıtını. Hani ‘karşılıklı konuşma arzusu’ var ya işte oradaki arzu bu sorunun yanıtı. İletişim arzusu belki de ve bunu yani elinde olmayanı vermeye çalışmanın da değişik yolları var. Bu yollar genelde kur yapmakla başlayan bir süreç ve adını bir buket çiçekten aldığı için oldukça anlamlı olan flörtle ve buna eşlik eden bir yemekle nihayete ermekte genellikle. Önce yemeğe çıkılır talep etmeyene verilecek olanı vermek için. Görsel kültürün son hızıyla ortalıkta at koşturduğu günlerde yani bugünlerde, medyada yansıtılan görüntüler, ekonominin, beslenme alışkanlıklarının ve cinsel alışkanlıkların kesiştiği yerde oluşuyor genellikle. En basitinden sadece reklamlara bakmak bile bu algı için yeterli. Üst ya da üst orta sınıf, cinsel açıdan çekici bir kadının bedeni ve aynı şekilde yakışıklı bir erkeğin varlığıyla biçimlenen ve gastronomi kültürüne aşina olduklarından emin olduğumuzu bu bireylerin yer aldığı ve yeme-içme mekânlarıyla başlayıp lüks bir rezidansın yatak odasında sona eren reklam filmlerini anımsayalım. Oysa aşk, vücutların basit temasını aşan bir iletişim yolu, öyleyse; aşk-iletişim-yemek arasındaki karmaşık ilişkiler ağını anlamlandırabilmek oldukça güç ve belki de beyhude bir çaba. Zira ne kadar açıklamaya ya da anlamlandırmaya çalışırsak çalışalım bu konu her zaman kendine yeni yollar ve yönler bularak okuyanı ve inceleyeni şaşırtacak.