Acımanın Anatomisi

676 views
views

“İki çeşit acıma duygusu vardır. İlki, zayıf ve duygusal olandır; bu aslında sadece başkasının başına gelen talihsizlik karşısında bizi saran nahoş hislerden bir an önce kurtulmak için yüreğin gösterdiği sabırsızlıktır. Bu, kesinlikle o insanla birlikte acı çekme duygusu değil, onun ıstırabını içgüdüsel olarak kendi ruhumuzdan uzaklaştırma çabasıdır. Ve diğeri, yegâne gerçek acıma duygusu ise; duygusal olmayan ama yaratıcı olan, ne istediğini bilen, her şeye gücü yettiğince hatta gücünün bile ötesinde sabırla, ıstırap çekenin sabrına da ortak olarak katlanmaya kararlı olan acıma duygusudur.”

Zweig’in; acının anatomisi olarak görülebilecek olan kitabı Acımak bu cümlelerle başlamaktadır. Kişinin içinde bulunduğu ortamın, yaşadıklarının ve davranışlarının acıma duygusu üzerinde nasıl bir etki doğuracağını ustalıkla kaleme almıştır Zweig.

Ana karakter Teğmen Hofmiller’in katıldığı bir davette ev sahibinin kötürüm kızı Edith ile tanışmasıyla Teğmen Hofmiller’in tüm yaşantısı değişecektir. Hofmiller’in kötürüm olan Edith’i hastalığından bi haber olarak dansa davet ederek onu üzmüş ve bunun sonucunda Hofmiller yaptığı hata neticesinde daveti hızla terk ederek, düşünceleriyle baş başa kalmaya çalışmıştır. Yaptığı hatayı telafi etmek amacıyla izleyen günlerde Edith’i sık sık ziyaret etmeye başlamıştır.

Hofmiller; Edith’in içinde bulunduğu durum karşısında üzülmekte ve Edith’e acımaktadır. Çünkü tek başına bir şey yapamıyor, sürekli birilerinin yardımına ihtiyaç duymakta ve bu durum onu mutsuz etmektedir. Hastalığın sebep olduğu koşullar nedeniyle içine kapanık ve somurtkan olan Edith, Hofmiller ile tanıştıktan sonra adeta hayata yeniden dönmüş ve iyileşme umudunun filizlenmesine neden olmuştur. Ancak Hofmiller’in Edith’e gösterdiği ilgi ve alakanın temel nedeni acıma duygusu olmasına rağmen Edith’te farklı duygular filizlenmiştir.

Hofmilleri’in acıma duygusu giderek kendisini ele geçirmekte ve tüm hayatını geri döndürülemez bir biçimde şekillendirmektedir. Bu öyle bir noktaya varıyor ki Hofmiller, sadece Edith’i düşünür hale geliyor. Aşık olduğu için değil; acıdığı ve kendisine ihtiyacı olduğunu düşündüğü için. Kendi kararlarını veremiyor ve düşünce karmaşıklığı içerisinde ne yapacağını bilemez hale geliyor. Hofmiller’in içinde bulunduğu durumu açıklayan en iyi cümle: “Nasıl ki bitkiler, seranın sıcak ve tropik ortamında hızla gelişirse, kuruntular da karanlıkta aynı gelişimi gösterirler. Endişeyle kıvranırken en karmaşık, en olmayacak kuruntular hızla kabuslara, dehşet verici resimlere dönüşür, sarmaşık gibi her yanı kaplar ve kişinin soluk bile alamayacağı şekilde adeta boğazını sıkar.” dir.

Platon, Dostoyevski ve Yedi Bilge ( Klebulos, Solon, Khilon, Thales, Pittakos, Bias, Periandros ) gibi pek çok düşünürün eserlerinde vurguladığı kavramı dolaylı bir şekilde anlatmaktadır aslında Zweig: Ölçü. Her şeyde ölçülü olmanın gerekliliğini anlatmaktadır yazar. İyilikte bile. “Fazla iyilik seni mazluma, karşındakini zalime dönüştürebilir. ”

“Acımak iki yanı keskin bıçak gibidir, kullanmayı bilmeyen, elini ve de özellikle kalbini ondan uzak tutmalıdır. Tıpkı morfin gibi acıma duygusu da hasta için sadece başlangıçta bir nimet, bir ilaç, bir devadır. Ama dozunu ayarlamasını ve azaltmasını bilmediğimiz zaman öldürücü bir zehir olabilir.” diyor kitapta. Zweig’in bu cümlelerini genelleyecek olursak Sokrates’in düşüncesine varabiliriz: “Bir adam ortayı bulmayı bilmelidir ve her iki taraftaki aşırılıktan olabildiğince kaçınmalıdır.”

Ölçüsüzlüğün ne gibi sonuçlar doğuracağını ve iç dünyamızda nelerin yaşanacağını anlatan bir başyapıttır Acımak. Günlük yaşantımızda ya da herhangi bir kararımızda ölçülü davranmanın neleri değiştireceğini ve de ne tür tehlikeleri önleyebileceğinin farkına varabilmek için düşüncelerimizi ve davranışlarımızı sorgulamamız gerekir. Bu sorgulamanın yolunu açan ise kendi kendimize soracağımız ve fitili ateşleyecek olan bir tek sorudur. Ve ardı arkası gelen sorularla önce kendimizi sonra da çevremizi aydınlatacak bir parlaklığa ulaşabiliriz. Önemli olan ise yolu açacak olan doğru soruyu kendimize sorabilmektir.

“Vicdan anımsadıkça hiç bir suç unutulmaz.”