GÜNCEL

AB Kurumlarında Yeni Yüzler

Adsız

2014  yılının sonralarına doğru Avrupa Birliğinde (AB) kurumlardaki kıdemli makamlar yeni yüzlere devredildi. Mayıs 2014 parlamento seçimlerinin hemen ardından sırasıyla Komisyon Başkanı, Birlik Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi(Yüksek Temsilci) ve AB Zirvesi Başkanı yenilendi.Bu değişikliklerle birlikte AB’de yaşanan yenilenme ile gidenler ve gelenler bağlamında bakıldığında geleceğe dair analizlerde bulunmak, aynı zamanda bu değişikliklerin Türkiye’ye olası etkilerine değinmek yerinde olacaktır. Komisyon başkanı 1 Kasım 2014 itibariyle gelecek beş yıl için Jean-Claude Juncker seçildi .Juncker, aynı zamanda Lüxemburg eski başbakanı olup ülkesinde maliye bakanlığı yapmış bir politikacı. Böylece Juncker AB’deki yürütme kaptanlığını devralmış oldu.Hatırlanacağı üzere, kurucu antlaşmalar gereği AB zirvesi,merkez sağ eğilimli Avrupa Halkları Partisi’nin önde bitirdiği AP seçimleri sonrası, 27 Haziran 2014’te  Juncker’i Komisyon Başkanlığına aday göstermişti. AP de 15 Temmuz 2014’te 751 üyesinden 422 olumlu oyuyla Juncker Komisyon Başkanlığına seçilmiş oldu. Juncker, merkez sağ eğilimi taşıyan bir profile sahip. Daha önceki Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso gibi Juncker’de merkez sağ odaklı bir duruş sergilenecek ve bu yönden halef ile selef arasında ki çizgi muhtemelen aynı seyirde devam edecektir. Juncker, komisyon adayı olarak 15 Temmuzda AP Genel Kurulunda önceliklerini açıklarken AB için istihdam, büyüme, demokratik değişim ve adalet konularına değindi. Fakat son zamanlarda AB kurumsal yapılarındaki değişim, özellikle Avrupa bütünleşmesinin çıkarını temsil eden kurumlardan üye devletlerin çıkarını temsil edenlere doğru bir gidişatın olması,beklide Junker’i zorlayacak konuların başında geliyor. Bu değişimi ise değiştirmek kolay görünmüyor. Bilhassa Avrupa da son yıllarda milliyetçi havaların estiğini görmek ve içe kapanma algısındaki yükseliş bunların başında geliyor. Ayrıca Juncker’in genişleme ile ilgili yaptığı açıklamalar  Türkiyeyi de ilgilendirmesi bakımından önemli bir konu. Juncker yaptığı açıklamalarda, AB’nin mevcut genişleme müzakerelerin devam edeceğini; ancak gelecek beş yılda herhangi bir genişlemenin yaşanmayacağını belirtti. Zaten ilerleme raporlarında ki yavaş işleyiş ve demokrasi mekanizmasının birçok kez sekteye uğraması Türkiye’nin adaylık umutlarını bir kez daha ilerleyen yıllara ertelemesine sebep oldu diyebiliriz. Diğer bir kurum olan Yüksek Temsilci, 1 Kasım 2014 itibariyle İtalyan Federica Mogherini oldu. Önümüzdeki beş yıl boyunca Yüksek Temsilcilik görevinde bulunacak olan Mogherini, Catherine Aston döneminin ardından AB’nin ortak dış ve güvenlik politikasını yürütme sorumluluğunu devraldı. Lizbon Antlaşması (2009) ile oluşturulan bu makam, aldığı bir çok görev sorumluluğundan dolayı önemli olmasının yanında bir o kadarda zorlayıcı diyebiliriz.Yüksek Temsilci,  AB Zirvesinin çalışmalarına katılıyor ve Konsey oluşumlarından birisi olan Dışişleri Konseyine başkanlık ediyor; aynı zamanda Komisyon başkan yardımcılarından da biri. Böylece AB’nin ortak dış ve güvenlik politikasının tutarlılığını sağlama görevi büyük oranda Mogherini’nin yönetiminde oluyor. Siyasi olarak bakıldığında, Mogherini merkez sol eğilimi göstermekte.Tıpkı kendisinden önceki Catherine Aston gibi paralel nitelikleri taşıyor diyebiliriz. Lakin, 2015’e doğru dünya sistemindeki karışıklıklar, Ortadoğu ve Ukrayna Krizi sonrası Rusya – Avrupa ilişkileri, Mogherinin çalışma temposunun hiçte az olmayacağının kanıtı gibi durmakta. Son olarak diğer bir kurum temsilci değişikliği AB Zirvesi Başkanlığında gerçekleşti.1 Aralık 2014 tarihinde bu görevi eski Polonya başbakanı Donald Tusk devraldı. Tusk ise görevini 2017 ye kadar sürdürecek olup, AB Zirvesinin çalışmalarında uyumu ve mutabakatı kolaylaştırma sorumluluğunu da devralmış oldu. Lizbon Antlaşmasıyla birlikte yürürlüğe geçen AB Zirvesi Başkanlığı, ilk kez Rompuy döneminde merkez sağ eğilimli bir lider tarafından yürütülmüştü. Tusk döneminde de yine aynı şekilde merkez sağ eğiliminde devam etmesi öngörülüyor.Tusk’un da Mogherini gibi gündeminin yoğun olduğunu söyleyebiliriz. Bu konular arasında; AB ekonomisi,Birleşik Krallık’ın AB içinde konumu ve Ukrayna krizi yer alıyor. Görüldüğü üzere seçilen her yeni lider AB’ye kişilikleri, misyonları ve vizyonlarıyla farklı bir bakış açısı getirecekleri muhakkak. Asıl önemli olansa, yeni liderlerin AB bütünleşmesinde yer alan zorlukları, üzerlerine düşen görevler ve sorumluluklar dahilinde ne kadar başarıp veya başaramayacağı. Bunu ise önümüzdeki dönemler gösterecek.

About the Author

Cenkay Acar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir